<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Türk Ocağı</title>
	<atom:link href="http://www.istanbul-turkocagi.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istanbul-turkocagi.org</link>
	<description>Kamu Yararına Çalışır Dernek</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Dec 2011 12:56:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/turk-ordusu-bu-satasmalara-mustahak-degildir.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/turk-ordusu-bu-satasmalara-mustahak-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 22:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL BAŞKANDAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1285</guid>
		<description><![CDATA[14 Aralık 2011 Nuri GÜRGÜR Millî Savunma Bakanlığı bütçesi görüşüldüğü sırada grubu adına konuşan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, konuyla ilgisiz bir başlık açarak, görüşmeleri izleyen Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral ile Müsteşar Yardımcıları 2 Tuğgenerale dönerek “bize bu sıralardan ters bakılmış, haddinizi bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız” sözleriyle TSK’ya dört dörtlük bir “sataşma” yaptı. BDP’lilerin Meclis kürsüsünü gösteri alanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/162035_nuri-gurgur.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1291" title="Nuri GÜRGÜR" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/162035_nuri-gurgur.jpg" alt="" width="333" height="248" /></a>14 Aralık 2011<br />
Nuri GÜRGÜR<br />
</strong><br />
Millî Savunma Bakanlığı bütçesi görüşüldüğü sırada grubu adına konuşan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, konuyla ilgisiz bir başlık açarak, görüşmeleri izleyen Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral ile Müsteşar Yardımcıları 2 Tuğgenerale dönerek <strong>“bize bu sıralardan ters bakılmış, haddinizi bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız”</strong> sözleriyle TSK’ya dört dörtlük bir <strong>“sataşma” </strong>yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;" align="justify">BDP’lilerin Meclis kürsüsünü gösteri alanı olarak kullanmaya çalışmaları yeni bir olay değil. Hasip Kaplan’ın her kürsüye çıkışı yandaşlarına moral vermek, kendilerinin ne kadar güçlü ve pervasız olduklarını göstermek amacıyla özenle kurgulanan bir mesaj niteliği taşımıyor mu? Sözde sinirlerine hakim olamadığı görünümüyle kürsüde bardak kırmak türünden, ellerini kollarını vuracakmış gibi sallayarak avazı çıktığınca bağırarak oluşturulan ortamın Meclisin mehabetiyle, parlamenterliğin saygınlığıyla ilgisi var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Sırrı Sakık son konuşmasında TSK’ni tehdide yeltenirken aynı zamanda misyonunun icaplarını yapmaktan geri durmuyor. Orduyu, teröre karşı büyütülen mücadeleyi eleştirirken bir milletvekilinin <strong>“silahları bırakın, problemlerin çözümü konusunda demokratikleşmede sizlerle beraber savaşalım” </strong>sözlerine cevabı her zaman söylediklerinin tekrarıydı. PKK’yı terör örgütü olarak değil <strong>“savaşanlar” </strong>olarak tanımlıyor <strong>“silahlı güçler kendi koşullarını kendileri oluşturur” </strong>diyerek terör eylemlerini doğal bir hak gördüklerini ifade ediyor: <strong>“Bizim çocuklarımızı öldürerek Kürtleri kazanacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu çocuklar keyiflerinden dağa çıkmadı.” </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sakık’ın mensubu olduğu kesimin görüş ve zihniyetinin temsilcisi olarak, TBMM çatısı altında Türk ordusuna ve komutanlarına yönelik bu çirkin saldırısına karşı Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabi konuşmasında <strong>“burada söz hakkı olmayan arkadaşlarımıza eleştiri getirilmesi apaçık haksızlık” </strong>sözleri doğru olsa bile sataşmanın şekli, maiyeti ve amacı açısından kesinlikle yeterli olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerini izleyen 3 generalin şahsında TSK tahkir edilmiş, tehdit edilmiştir. Her fırsatta halkı temsil ettiğini öne sürerek dilediğini konuşma ve yapma hakkına sahip olduğunu tekrarlayan Sakık’ın kim olduğunu, aile boyu örgütsel yapılanmanın nerelerinde bulunduklarını herkes biliyor. Hoş zaten kendisi de bunları inkar etmiyor; tersine sıfatından kaynaklanan dokunulmazlığını siper ederek kabadayı görünümleriyle hava yapmaya, yukarısından iltifat alıp itibar görmeye, böylelikle konumunu sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tuluatı sürdürmekte kararlı olanlar, hakkettikleri cevabı söz ve davranışlarıyla orantılı şekilde almadıkları sürece, daha da hızlanacaklardır. Türk ordusunun milli varlığımızı, vatan topraklarımızı koruma amacıyla yüzyıllar boyunca canını ortaya koyarak yaptığı fedakarlıkların, şühedanın milletimizin vicdanındaki yerini bilmeyen, bu müesseseye duyulan şükran ve hürmeti anlamaları mümkün olmayanların tavırlarının şaşırtıcı bir yanı yok.  Dolayısıyla kış kışlığını kuşkusuz icra eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi yöntemlerle aldıkları, gerçek oranın ne olduğu tartışmalı %6 civarındaki oy oranını dile getirerek halkı temsil ettiklerini öne sürenler, geride kalan kahir çoğunluğun, %94’ün kendileri hakkındaki düşünce ve kanaatlerini nedense hiç hesaba katmıyorlar. Toplumun tamamını ortak cephelerinde birlikte oldukları ve medyadaki popüler ve etkili konumları dolayısıyla sesleri orantısız şekilde yüksek perdeden duyulan Marksist eğilimli gruplardan, belli sayıdaki dar  bir entelektüel kesimden ibaret sayıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">TSK adına Meclis’te bulunan görevli generaller Sakık tarafından saldırıya maruz kalırken, doğal olarak cevap verme imkanından yoksundular. Ne yazık ki cevap vermekle yükümlü olanlardan da kurumun saygınlığının gerekli kıldığı düzeyde bir cevap yahut cevaplar duyulmadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/turk-ordusu-bu-satasmalara-mustahak-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Türkiye&#8217;ye Doğru 4 &#8211; 1912&#8242;den Günümüze İktisadi Hayatımız Sempozyumu</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-4-1912den-gunumuze-iktisadi-hayatimiz-sempozyumu.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-4-1912den-gunumuze-iktisadi-hayatimiz-sempozyumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 01:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1275</guid>
		<description><![CDATA[MİLLETE HİZMETTE 100 YIL BÜYÜK TÜRKİYE’YE DOĞRU 1912’DEN GELECEĞE İKTİSADÎ HAYATIMIZ/24Aralık 2011 AÇILIŞ OTURUMU 10.00-10:45 Açış Konuşması:  Dr. Cezmi Bayram Protokol Konuşmaları İTO adına konuşma Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın konuşması ARA 10:45-11:00 I. OTURUM 11.00-12:30 OTURUM BAŞKANI: Prof. Dr. Azmi ÖZCAN (Bilecik Üni. Rektörü) TEBLİĞLER: Doç.Dr.Rahmi Deniz Özbay(Marmara Üni.) 1912’DEN GÜNÜMÜZE İKTİSAD POLİTİKALARI Doç.  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/deneme4.jpg"><img class="size-large wp-image-1276 aligncenter" title="deneme4" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/deneme4-723x1024.jpg" alt="" width="405" height="573" /></a></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span><span style="text-decoration: underline;"> MİLLETE HİZMETTE 100 YIL </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> BÜYÜK TÜRKİYE’YE DOĞRU </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">1912’DEN GELECEĞE İKTİSADÎ HAYATIMIZ/24Aralık 2011</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">AÇILIŞ OTURUMU</span> <span style="text-decoration: underline;">10.00-10:45</span></strong></p>
<p>Açış Konuşması:  Dr. Cezmi Bayram</p>
<p>Protokol Konuşmaları</p>
<p>İTO adına konuşma</p>
<p>Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın konuşması</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ARA</span> <span style="text-decoration: underline;">10:45-11:00</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">I. OTURUM</span> <span style="text-decoration: underline;">11.00-12:30 </span></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><strong>OTURUM BAŞKANI: Prof. Dr. Azmi ÖZCAN (Bilecik Üni. Rektörü)</strong></p>
<p><strong>TEBLİĞLER:</strong></p>
<p><strong> Doç.Dr.Rahmi Deniz Özbay(Marmara Üni.)</strong></p>
<p><strong> </strong>1912’DEN GÜNÜMÜZE İKTİSAD POLİTİKALARI</p>
<p><strong> Doç.  Dr. Abdülkadir  İLGEN(Bilecik Üni.) </strong></p>
<p><strong> </strong>1912’ DEN GÜNÜMÜZE İKTİSADİ ZİHNİYET DEĞİŞİMLERİ</p>
<p><strong> Ali Coşkun (Sanayi ve Ticaret Eski Bakanı)</strong></p>
<p><strong> </strong>KÜRESEL TÜRK GİRİŞİMCİLİĞİ</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ÖĞLE YEMEĞİ</span> <span style="text-decoration: underline;">12:30-14:00</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> II OTURUM</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span><strong>14.00-15.30</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>OTURUM BAŞKANI  : Prof. Dr. Ahmet İNCEKARA </strong></p>
<p><strong>Kemal MADENOĞLU (Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı )</strong></p>
<p>İNSAN VE TOPLUM; Parametreler, Değerler. (Nüfus, İstihdam, Eğitim, İnsani Değerler)</p>
<p><strong>Doç. Dr. Ferhat SELHİ ( Gıda Tarım ve Hayvancılık Bak.Müsteşar Yardımcısı) </strong></p>
<p>TARIM SEKTÖRÜ: YENİDEN YAPILANMA</p>
<p><strong> Prof. Dr. Yücel  Altunbaşak</strong> <strong>(</strong>TÜBİTAK Başkanı)                                                     <strong> </strong></p>
<p>SANAYİ-TEKNOLOJİ-AR-GE/REKABET</p>
<p><strong>ARA </strong> <strong>15:30-15:45</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">III.OTURUM</span> <span style="text-decoration: underline;">15:45-17:15</span></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><strong>OTURUM BAŞKANI: Prof. Dr. Nazım EKREN(İTİC Üni. Rektörü)</strong></p>
<p><strong>Can Akın Çağlar (BDDK Üyesi)</strong></p>
<p>FİNANSAL SEKTÖR</p>
<p><strong>Cavit Dağdaş(Hazine Müsteşar Y ardımcısı)</strong></p>
<p>KAMU EKONOMİSİ</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ali ALP (TOBB ETU Öğretim Üyesi) </strong></p>
<p>TURİZM</p>
<p>Not: Aralarda çay ikram edilecek</p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-4-1912den-gunumuze-iktisadi-hayatimiz-sempozyumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/dersim%e2%80%99in-nedense-konusulmayan-tarihcesi.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/dersim%e2%80%99in-nedense-konusulmayan-tarihcesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 01:13:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL BAŞKANDAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1272</guid>
		<description><![CDATA[2 Aralık 2011 Nuri GÜRGÜR 1935’den beri adı Tunceli olan Dersim’in tarihî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapısı, coğrafi durumu dikkat nazara alınmadan, sadece 1937-1938’de yapılan iki askerî harekât üzerinden yapılacak bir değerlendirme çok eksik kalır. Çünkü buranın şartları 1935’den sonra ortaya çıkmadı. Bölgenin Anadolu’nun başka hiçbir yerine benzemeyen kendine özgü özellikleri, yerleşik bir aşiret düzeni, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>2 Aralık 2011<br />
Nuri GÜRGÜR<br />
</strong><br />
1935’den beri adı Tunceli olan Dersim’in tarihî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapısı, coğrafi durumu dikkat nazara alınmadan, sadece 1937-1938’de yapılan iki askerî harekât üzerinden yapılacak bir değerlendirme çok eksik kalır. Çünkü buranın şartları 1935’den sonra ortaya çıkmadı. Bölgenin Anadolu’nun başka hiçbir yerine benzemeyen kendine özgü özellikleri, yerleşik bir aşiret düzeni, sosyal, kültürel ve psikolojik yönleriyle yüzyıllar boyunca kendisini çevresinden farklı kılan bir yapısı mevcuttur. Bu tablo, ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik gelişmelere paralel olarak son dönemlerde değişmeye başlasa bile geçmişten gelen çizgiler farklı formatta da olsa devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim Osmanlı Devleti bünyesinde sürekli bir problem olmuştur. 11.yy.dan itibaren bölgeye gelip yerleşen aşiretler coğrafi durumun da etkisiyle çevreye entegre  olamadılar. Gelenek ve göreneklerine, inanç yapılarına sıkı sıkıya bağlı kalarak, kendilerini çevreden tecrit ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim’in toprak yapısı büyük kısmıyla tarıma elverişli değildir. Coğrafi durumu nedeniyle yollar ve dolayısıyla ulaşım son derece elverişsizdir. Hayvancılık ekonominin ana unsurudur. Bölgedeki madenlerin işletilmeye başlanmasından sonra 20.yüzyılın başlarından itibaren küçük çapta da olsa oluşan sanayi ile ticaretin tamamına yakını yüzyıllar boyunca Hıristiyanların ve özellikle Ermenilerin elinde bulunuyordu. Tarım alanlarının sınırlı olması aşiretler arasında sık sık arazi ve otlak anlaşmazlıklarına yol açıyor, kavgalara neden oluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgenin sosyal yapısı büyük nispetle aşiretlerden oluşuyordu. Başlarında bulunan bir veya birkaç reis tartışılmaz bir otoriteye sahipti. Çemişkezek ve Çarsancak kazalarında yaşayan halkın dışındaki aşiretlerin tamamına yakını Alevi (Kızılbaş) inancını benimsemişti. İnanç önderleri olan dede ve seyyidlerin kitle üzerinde etkileri büyüktü. Bazı aşiretlerin reisliği de seyyidler tarafından yürütülüyordu. Osmanlı kayıtlarında reisler Ağa sıfatıyla geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti Yavuz Sultan Selim döneminde bölgenin siyasal ve sosyal statüsünün belirlenmesinden sonra, uzun yıllar bölgeyle ilgilenmek gereğini duymadı. Bunun sonucu olacak Dersim feodalitesi yerleşip kökleşti. Ancak 18.nci yy’ın ortalarından itibaren Dersim aşiretlerinin çevre halkı üzerindeki baskısının giderek tırmanması neticesinde payitahta iletilen şikayet ve istekler üzerine, asayişi sağlamak maksadıyla önlemler alınmaya çalışıldı. Mesela 1754’de Çarsancak kazasından Divan-ı Hümayun’a iletilen şikayetler yörenin en etkili aşiretlerinden Şeyh Hasanlılar’ın eşkıyalık yaptıkları, can ve mal güvenliğinin kalmadığı, mahallinde üzerlerine gönderilen askerlerin de bunlarla baş edemedikleri anlatılıyor; Erzurum ve Diyarbakır eyaletleri valilerinin duruma müdahale ederek asayişin sağlanması, aşiret ileri gelenlerinin idam edilmeleri, diğerlerinin de ıslah edilme ihtimali bulunmamasından dolayı sürgün edilmeleri isteniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşiretlerin çevre halkına baskı ve saldırılarına devam etmesi üzerine, payitahttan Maden Emini, Palu Hâkimi, Kemah Voyvodası, Erzincan Ayanı ve Kiğı Beyi’ne emirler gönderilerek saldırıların önlenmesi istenir. Devlet arşivlerinde buna benzer pek çok yazışma vardır. Mesela 1780’de Gümüşhane, Kuruçay, Kemah, Çemişgezek, Eğin ve Tercan kazası ahalisinin Divan-ı Hümayun’a sundukları dilekçede aşiretlerin saldırılarından dolayı can, mal ve namus güvenliklerinin kalmadığı, halkın eşkıyanın şerrinden başka yörelere göç etmeye başladıkları anlatılıyor ve aşiretlerin bu tutumlarını değiştirmeye niyetli olmadıklarından bahisle, buralardan vakit geçirilmeden sürülmeleri isteniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihlerde Erzurum Valisi’ne gönderilen fermanda şöyle deniyor: <strong>“…..Kuzican ve Kemah ve Gürcaniş derunlarında bulunan ekrâd ile Kemah ve Erzincan Boğazı’nda ve Sarıkaya’da oturan ekrâd hulûl-i bahara dek etraflan îhata, mêzkur Şeyh Hasanlu ve Dersüm’lü ve Güvenlü vesâir mahallerdeki ekrâd-ı Şekavet mu’tâdın dahi bi-mennihi teâlâ evvel bahar bu yerlerden kaldırılmaları ve başka yerlere iskan edilmeleri….”</strong>emredilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak alınan sert tedbirlere rağmen asayiş sağlanamadığından, bölge halkının korku ve huzursuzluğu sürdüğünden, yazışmalardan anlaşıldığı üzere tedbir alınması yönündeki talepler sık sık tekrarlanmıştır. Alınan bütün tedbirlere rağmen 19.ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar Devletin Dersim mıntıkasında denetim ve kontrol kurması mümkün olamamıştır. Tanzimat Fermanı’yla birlikte yeni idarî teşkilatlanmaya geçilirken, bölge Dersim Sancağı adıyla yapılandırılmış, devlet otoritesini sağlamak üzere askerî harekât başlatılmıştır. Bunun amacı bölgede <strong>“…Dersim Sancağı denilen mahal Harput ve Erzurum eyaletleri civarında ve Çarsancak ve Çemişgezek ile Kiğı kazalarının vuslatında vâkî olarak ekser kura ve mezraları zikrolunan kazalarla” </strong>hudutlu olduğu belirtiliyor, <strong>“…üç-dört yüz seneden beru içlerine hükümet girmemiş ve kendilerü dahî dağ ve ormanlarda gezerek” </strong>yaşamakta olan aşiret mensuplarını asayişi bozacak davranışlarından vazgeçirmeye çalışmak, silahlarını teslim etmeyi sağlamaktır. Bir yıl kadar süren harekât oldukça başarılı sonuçlanmış, bazı aşiretler askere direnmeye çalışsalar da tutunamayıp dağılmışlar, bunların bir miktar silahına el konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Payitahta gönderilen arzlarda bilhassa iki noktaya dikkat çekilmiştir: 1- Bu aşiret mensuplarının çift ve çubuğa alıştırılmaları suretiyle ıslaha çalışılmaları, 2- Silah teslim etmeyen bazı aşiret mensuplarının dağ ve ormanlara savuşarak saklanmaları, bunların her an yeni saldırılar yapma ihtimali dikkate alınarak bölgede yeterli sayıda asker bulundurulması.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet asayişi sağlamakta zorlandığı gibi vergi de toplayamamaktadır. Harput valisinin 13 Mart 1857 tarihli yazışmasında <strong>“…. Koçgiri aşireti eşkıyasının tefrîk, ahz ve giriftleriyle icrâ olunan ıslahâttan dolayı aşîret-î merkûme ahalisî tarafından teşekkül” </strong>ettikleri ve bundan böyle uygunsuz kişileri aralarında barındırmamaya söz verdikleri bildirilmiştir. Ancak vergi ve asker alma konusunda başarısız kalınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin çok zor şartlar içerisinde bunaldığı bu dönemde Dersim meselesinde çaresiz kalan merkezî yönetim bölgedeki bazı kaymakamlıkları aşiret reislerine vermek suretiyle onlar üzerinden kontrolü sağlamaya çalıştı. Bu durum aşiretlerin tahakkümcü yapısını güçlendirmiş, eşkıyalık olayları giderek tırmanmıştır. Eşkıyalık yapan aşiret reislerinden bazılarının yakalanıp sürgüne gönderilmeleri nispî bir sükûnet sağlasa da, bölge halkı üzerindeki baskı ortadan kalkmamıştır. Özellikle Cebel-i Dersim denilen bölgede aşiretlerin tutumu değişmemiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı başlarken, Devletin otoritesini kabul etmeyen Mansur Ağa isimli bir aşiret reisi daha önce sürgüne gönderilen aşiret reisleri için af çıkarılmasını, yerlerine dönmelerinin sağlanmasını, isteklerinin kabul edilmemesi durumunda Rus ordusuyla birlikte hareket edeceklerini söyleyerek şantaj yapmıştır. Fakat zor durumda olan Osmanlı Devleti’nin bu istekleri kabul etmesine rağmen sözlerinde durmamışlar, hem eşkıyalığı sürdürmüşler, hem de Çarlık ordusuyla işbirliği yapmışlardır. 1877’de Koçuşağı Reisi Ahmet Ağa, Eğin ve Çemişgezek bölgelerine saldırmış, bazı aşiretlerin birleşerek ortak hareket etmesi karşısında bunlarla muharebeye başlayan Eğin Kaymakamı Osman Bey saldırganları üç gün süren çarpışmadan sonra püskürtmeyi başarmıştır. Aynı tarihlerde bir başka saldırıyı Kırgam Aşireti yapmış, Hozat’ı basarak yağmalamıştır. Osmanlı Devleti bir taraftan Rus ordularıyla cephede savaşırken diğer yandan bu eşkıyayla uğraşmak zorunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">93 harbinden sonra da durum değişmemiştir. 1892’de Koçuşağı ve Samuşağı aşiretleri birleşerek çevreye zarar vermeye başlayınca, Dersim Mutasarrıfı Ali Şefik Paşa, bunlara karşı harekât başlatmıştır. Ancak aşiretlerin birlikte hareket etmeleri sonucu devlet güçleri büyük zayiat vermiş, bir miralay ile elli asker hayatını kaybetmiştir. Diğer vilayetlerden takviye güçlerin gelmesi üzerine aşiretlerle barış antlaşması yapılmıştır. Ancak aşiretlerin tutumu değişmemiştir; verdikleri sözleri tutmamışlar, alıştıkları şekilde davranmayı sürdürmüşlerdir. Soruna çözüm bulma amacıyla 1894’de 4.Ordu Müşirliği’ne Zeki Paşa getirilerek bölgenin ıslahı görevi kendisine havale edilmiştir. Ne var ki, bu tedbirler de sonuç vermemiş, Dersim’e bitişik kaza ve köylerin yanı sıra Erzurum, Erzincan, Malatya ve Ma’mûretü’l-Azîz gibi vilayetlerin halkı zor durumda kalmışlardır. Halkın sürüp giden bu eşkıyalığa karşı şikayet ve talepleri telgraf hatlarının işlemeye başlamasından sonra daha da yoğunlaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim Sancağı mutasarrıfı Arifî Paşa’nın Dahiliye Nezareti’ne sunduğu raporda şu ifadeler dikkat çekicidir: <strong>“Dersimlilerin saldırganlıkları hayat kaygısından kaynaklanmaktadır. Dersim halkı seyid ve ağaların elinde esirdir. Dersim’de ıslahat yapabilmek için burada mevcut askerî kuvvetin takviye edilmesi gerekir. Ancak bu yapılırken aşiretlerin elinde bulunan her türlü silahı toplamak icap eder. Askere gitmeyenleri ve ayrıca şekavete teşvik eden ağa ve seyyidleri Dersim’e ayak basmamak üzere bu bölgeden çıkarmak lazımdır. Katilleri ve suçluları derhal yakalayarak adliyeye teslim etmek gerekir. Bu tür icraat Dersim’de asayişi temin edecektir. Zira Dersimlileri öğüt ve bağış yoluyla veya ettikleri yeminlere aldanarak ıslah etmek mümkün değildir.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Buna benzer bütün yazışmalar ve belgeler Dersim’de sürüp gelen eşkıyalığın, saldırı ve soygun olaylarının, asayiş sorununun halledilmesi için etkili önlemler alınması hususunda genel bir görüş birliğinin bulunduğunu, bölgede görev yapan bütün yöneticilerin ortak fikrinin bu yönde olduğunu gösteriyor. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, yapılan tespitlerin problemin temelinde Kürtlük ve Alevilik şeklinde etnik nitelikte bir algıya dayalı olmamasıdır. Temel sorun tarih içerisinde bölgenin kendine özgü yapısının, reis ve seyidlerin katı ve otoriter hâkimiyetleri altında, feodalitenin, aşiret düzeninin, asayişsizliği buralarda yaşantının bir parçası haline getirmesidir; aşiretler bir yandan kendi aralarında çatışırken, diğer yandan çevre halkı her an mallarına ve canlarına vaki olacak bir saldırı ihtimali karşısında sürekli korku ve endişe içerisinde yaşamak zorunda bırakmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs 1908 tarihinde 2000 kadar aşiret mensubu Laçin Uşağının merkezi olan Kakder müfrezesine saldırmışlar ve askerlerin bulunduğu tepeyi ele geçirerek telgraf malzemesine el koymuşlardır. Aynı gün Diyap Ağa idaresindeki aşiretler Çemişgezek civarındaki köylere saldırmışlar ve Pertek civarında da yağmada bulunmuşlardır (Prof. İbrahim Yılmazçelik-Osmanlı Devleti Döneminde Dersim Sancağı, Syf:153).</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim de sorunlar meşrutiyetin ilanından sonra da devam etmiştir. Çıkarılan af kanunuyla bazı reis ve seyidlerin cezai takibattan kurtulmaları herhangi bir pişmanlığa ve davranışlarını değiştirmelerine yol açmamış, alıştıkları şekilde davranmaya devam etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">1909 yılında 4.Ordu Komutanı olan İbrahim Paşa, Devlet merkezine gönderdiği bir raporda; Dersim Sancağı’nın 54 aşiret ve 500 köyden meydana geldiğini belirttikten sonra buradaki icraatta <strong>tedibat ve ıslahatın </strong>bir arada yapılması gerektiğini ve özellikle ıslahatta önem verilmesini istemiştir(Prof. İbrahim Yılmazçelik, Dersim Sancağı, Syf.158).</p>
<p style="text-align: justify;">1.Dünya Savaşı sırasında Dersim aşiretleri genellikle bekle-gör politikası izlediler. Ermeniler aşiretleri yanlarına çekebilmek için büyük çaba gösterdiler. Tehcir sırasında bir kısım Ermeniler aşiretlere sığındılar, onların kimliğine bürünerek bölgede kalmayı başardılar. Tehcir edilen Ermeni kafileleri yol boyunca aşiretlerin saldırılarına maruz kaldılar. Kafileleri sevk eden askeri birlikler sayıca yetersiz olduklarından, silahlı Dersimlilerin saldırı ve yağmalamaları önlenemedi. Pek çok Ermeni aşiret mensubu saldırganlar tarafından öldürülüp yanlarındaki para ve mücevherata el konuldu. Ruslar çekilirken önde gelen aşiret reislerinden Seyid Rıza, önce tarafsız kaldı, daha sonra Devletin kalıcı olduğu anlaşılınca Ermenilerle mücadeleyi tercih etti. Hükümet Bektaşilerin başı olan Çelebi Cemalettin Efendi vasıtasıyla Dersimlileri Türk ordusuyla birlikte olmak üzere telkinde bulunması amacıyla bölgeye gönderdi ancak Dersimliler daha çok gelişmeleri izlemekle yetindiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin etkili Kürtçü liderlerinden Nuri Dersimi şunları söylüyor: <strong>“Harp içerisinde Dersim Türk egemenliğinden kurtulmuş ve özerklik kazanmıştı. Fakat ne yazık ki bölgenin güneyinde Kürtlerden oluşan Hamidiye alayları ile uzun zamandır kölelik yapan köylüler yine kendilerini kullandırttılar ve Kürtlerin yararının aksine Rus ordularına ve Ermeni kardeşlerine karşı gönüllü birliklerle birlikte bir intihar savaşı sürdürdüler.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rusların çekilirken bıraktıkları silahların çoğunu ellerine geçiren aşiretler savaşın sonuna doğru silahlı bir güç haline gelmişlerdi. İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyeti 1918’de geniş bir ayaklanma hazırlamak için bölgeye elemanlar gönderdi. Sivas’ın bazı kazalarında veteriner olarak çalışan Nuri Dersimi ve Kürt Teali Cemiyeti üyesi Haydar ve Alişer kardeşler bu girişimlerin başında yer alıyorlardı. Kısa bir süre sonra bu fitne çabaları sonuç verdi ve millî mücadele döneminin önemli problemlerinden biri olan <strong>“Koçgiri İsyanı” </strong>patladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olayın en önemli tarafı etnikçi Kürt hareketinin ilk defa olarak siyasî bir taleple ortaya çıkmasıydı. Hozat’ta toplanan isyanın elebaşıları TBMM’ne telgraf çekerek bağımsız Kürdistan hakkını Meclisin tanımaması durumunda bunu silah zoruyla kazanacakları tehdidini ilettiler. Bu sırada Dersim’den dört milletvekili Meclis’te bulunuyordu. Ankara Hükümeti olayı anlaşma yoluyla çözmek maksadıyla isyanın elebaşılarından Haydar Bey’i Ümraniye valisi, kardeşi Alişer’i Refahiye Kaymakamı olarak atadı. Tutuklanmış olan Nuri Dersimi’yi Seyid Rıza’nın tehdidi üzerine bıraktı. Ancak isyan devam etti. Kürtler Ümraniye’yi ele geçirerek pek çok asker ve komutanlarını öldürdüler. TBMM Hükümeti bu durumda yapması gerekeni yerine getirdi, Nureddin Paşa’nın komutasındaki askerî birlikler kısa sürede isyanı bastırarak, düzeni sağladılar. Ancak bu ayaklanmanın bastırılması problemin etnik mecrada daha da genişleyerek devamını engellemek anlamına gelmiyordu. Bir başka ifadeyle Koçgiri kalkışması bir milat olmuştur. Bu zamana kadar Dersim ve çevresinde tamamıyla eşkıyalık ve asayiş sorunu olarak devam edip gelen olaylar, bu başkaldırıyla birlikte Kürt Teali Cemiyeti’nin istediği alana kaymış, etnik ve politik bir talep haline dönüşmüştür. Etnikçi-ayrılıkçı Kürtçülük hareketinin başlangıç noktası Koçgiri olayıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte yaşanan ve artık tarihi nitelik kazanan olayları, günümüzde bir hesaplaşma yahut öç alma niyetiyle ele almanın kimseye yararı olmaz. Çünkü tarihe bu tarz bir yaklaşım ister istemez gerçeklerin bir kısmını görmezlikten gelmeye, haklı çıkma kaygısıyla olayları kurgulayarak okumaya yol açar. Üstelik hesaplaşma çabası hedef seçilen konuyla sınırlı kalmaz. Çorap söküğü gibi birbirini takip ederek geniş bir zaman kesitinin tümüne sirayet eder. Her hesaplaşma girişiminin karşı tepkileri oluşacağından, toplumun huzurunu kaçıracak başka hiçbir konu olmasa bile, gündem en hayati güncel meselelere bile yer kalmayacak şekilde ağzına kadar doldurulmuş olur. Sonuçta düşmanlıklar derinleşip, yaygınlaşır, toplumsal barışın sağlanması hayal olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstenen buysa Dersim konusu en uygun vesiledir, herkes hazır konu açılmışken akıl ve mantığı bir yana koyarak yumruklarını sallamaya devam etsinler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri GÜRGÜR<br />
Türk Ocakları Genel Başkanı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı hazırlanırken Prof. İbrahim Yılmazçelik’in Osmanlı Devleti döneminde Dersim Sancağı isimli kitabından yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/dersim%e2%80%99in-nedense-konusulmayan-tarihcesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAŞKANIMIZ DR. CEZMİ BAYRAM’IN BÜYÜK TÜRKİYE’YE DOĞRU-3 SEMPOZYUMUNDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA:</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/baskanimiz-dr-cezmi-bayram%e2%80%99in-buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/baskanimiz-dr-cezmi-bayram%e2%80%99in-buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 10:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞKANDAN]]></category>
		<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1269</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Meclis Başkanım, Sayın Kaymakamım, Değerli Ocaklılar, Aziz Misafirler; Türk Ocaklarının 100. kuruluş yıldönümü vesilesi ile düzenlenen sempozyum tarzı toplantıların üçüncüsünü yapıyoruz. Hepiniz hoşgeldiniz. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. Türk Ocaklarının kuruluş dönemi, İmparatorluğumuzun en sıkıntılı dönemi. Her toplantıda biraz bu husustan bahsettiğimizden dolayı, bu toplantıda bundan bahsetmeyeceğim. Ancak şu kadarını ifade edeyim ki, Türk Ocakları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Muhterem Meclis Başkanım,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sayın Kaymakamım,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Ocaklılar,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aziz Misafirler;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Ocaklarının 100. kuruluş yıldönümü vesilesi ile düzenlenen sempozyum tarzı toplantıların üçüncüsünü yapıyoruz. Hepiniz hoşgeldiniz. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Ocaklarının kuruluş dönemi, İmparatorluğumuzun en sıkıntılı dönemi. Her toplantıda biraz bu husustan bahsettiğimizden dolayı, bu toplantıda bundan bahsetmeyeceğim. Ancak şu kadarını ifade edeyim ki, Türk Ocakları, kurulduktan sonra, İmparatorluğun o günkü coğrafyasında azami sınırlarda yaşamasını temin için, milletimizin yeni bir heyecanla, yeni bir diriliş ruhuyla ortaya çıkması için gereken gayreti göstermiştir. Ama, bu 1910’lardı. Arkadan Birinci Dünya Savaşı, arkadan Millî Mücadele, arkadan Cumhuriyetin ilanı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine o günler Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, on küsur milyonluk bitap, hasta, kadın, çocuk olan ve en önemlisi eğitimli insan gücünün son derece az olduğu, sayı bakımından da bir hayli zayıf bulunan bir dönem.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama bugün 100. yıldayız. 100. yılda ben, şahsen, hala 1912 şartları edebiyatını doğru bulanlardan değilim. Türkiye bugün ne 1912 şartlarındadır, ne 1920 şartlarındadır, ne de 1923 şartlarındadır. Zaten dünya da böyle değil zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O halde 100.yıl kutlamalarında bizim ana hedefimiz; bugünkü şartlarda, milletimizin yeniden bir büyük heyecanla yeni bir diriliş hamlesi yapmasını sağlamak, o günkü gibi sadece varlığını muhafaza değil, aynı zamanda bütün insanlığa yeni mesajlar veren bir millet haline gelmesinin imkanlarını hazırlamaktır. İnanıyorum ki 100. yılda bu,  Türk Ocaklarının en başta gelen görevlerinden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O yüzden biz bu sempozyumda da, bundan önceki sempozyumlarda da, bundan sonraki sempozyumlarda da, böyle bir görevin gerçekleşmesi için gereken fikrî ve manevî zeminin ortaya çıkmasını sağlayacak bir anlayışla faaliyetlerimizi programladık.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dikkat ederseniz bugünkü sempozyumumuzun başlığı ‘‘Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e’’. Bu bir fikrî silsile ifadesidir. Ama alt başlıkta da ‘‘Milliyetçilik, Kültür ve Medeniyet’’ kavramlarını koyduk.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Burada, açıkçası yeni dönem milliyetçiliğimizin çerçevesini ortaya koyacak olan kavram, ‘‘medeniyet’’ kavramıdır. Çünkü geçen yüzyıldan bu yana -hatta 19. yüzyıldan bu yana demek lazım- milletimizin gönlünde modernleşme mecburiyeti vardır. Bu modernleşme, değişik dönemlerde, batılılaşma, garplılaşma, muasırlaşma gibi farklı isimlerle de anılmıştı. Yani, biz, o zaman, eksik olan tarafımızı tamamlamaya çalışıyorduk. Modelimiz de batı idi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama bugün artık batının, insanlığa söyleyecek sözünün tükendiğini görüyoruz. Bugün de öyleyse yeni bir medeniyet meselesini gündeme getiriyorsak, o zaman bu medeniyet, artık batının taklidi, batıyı ülkemize aktarmak değil, ondan farklı ve insanlığa ihtiyaç duyduğu, yeni sesi, yeni sözü söyleyen yeni bir medeniyet anlayışıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O yüzden Türk Ocakları, bu sene 100.yıl dolayısıyla şubeleri ile yaptığı Gerede’deki toplantının bitiminde yayımladığı Sonuç Bildirgesinde, Türk Ocaklarının bu ikinci yüzyılda hedefini; milletimizce insanlığa yeni bir medeniyet tasavvurunu sunmak, bunun hazırlığını yapmak, bunun esaslarını ortaya koymak olarak belirlemiştir. Bu sempozyumda da, bu medeniyet kavramını bir başka medeniyetin taklidi veya o taklidin nasıl gerçekleşeceği manasında değil, insanlığın ihtiyaç duyduğu yeni medeniyetin esaslarını ortaya koymak şeklinde anlamak gerekir ve biz bu başlığı o maksatla tercih ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabi bu konuda memnuniyetle ifade etmek lazım ki, sadece biz değil, birçok ilim adamı -hatta yabancı ilim adamı- bizi destekler durumda ve bu ihtiyacı gerçekleştirmesi için aslında ancak Türk milletinin o sözü söyleyecek durumda olduğunu ifade eden yabancı ilim adamları da var.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başka bir konuşmada da ifade ettim, en son Fransız Alain Touram ‘‘Ben Türklerin Avrupa Birliği’ne girmesini istiyorum.’’ diyor. Ama gerekçesi şu; ‘‘Ben Avrupa’nın yeniden, eskiden olduğu gibi dünyaya söz söylemesini istiyorum. Ama Avrupa’nın artık söyleyecek sözü yok. Avrupa’nın yeni bir aşıya ihtiyacı var. Bu aşı ancak Türklerle mümkündür. Yani öncelikle söylediğim gibi Müslüman ülkelerle mümkündür. Ama Müslüman ülkeler arasında da bu aşıyı yapacak olan yegâne ülke Türkiye’dir.’’ diyor. O halde Türkiye’nin önünde artık böyle bir sorumluluk var.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlarım;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ben Hakkari’de de ifade ettim. Eğer biz milletimizin önüne böyle bir büyük hedefi, yeni Kızıl Elmayı koymazsak, bu millet enerjisi yüksek bir millettir, toplanan bu enerji milletin kendisine zarar verir. Yani kendisini imha eder.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O halde bu enerjinin, milletimizin kendisini imha etmesi olarak değil de, insanlığa yeni bir mesaj olarak, mesajın ifadesi ve onu gerçekleştirme olarak tezahür etmesini istiyorsak, bu medeniyet tasavvurumuzun üzerinde durmak, bunun esaslarını belirtmek gerekir. Burada da hedefimiz sadece Türkiye değildir, sadece Türk dünyası değildir, sadece İslam dünyası değildir; bütün insanlıktır. Türkiye yeniden küresel bir güç olacaksa, Türkiye yeniden cihan devletleri arasında gerçekten tarihine yaraşır bir mevkii kazanacaksa, bu ancak bütün insanlığı kucaklamak ve bütün insanlığa hitap eden yeni bir sözle mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte, Türk Ocaklarının yüzüncü yıldaki faaliyetlerinin ana maksadı, bu ihtiyacı her vesile ile ifade etmek ve ilim, fikir, düşünce adamlarımızın ve özellikle gençlerimizin bu ihtiyacın cevabını verecek şekilde çalışmalarını sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin, bunu sağlamak için birkaç şey yapması lazım. Birincisi, kendi tarihi ile kendi medeniyeti ile barışması lazım. Artık Türkiye, gittikçe kompleksten kurtuluyor ve kendi tarihi ile daha rahat barışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dün Sayın Meclis Başkanımızın açılış konuşmasıyla, Sultan Abdülmecit’in ölümünün 150. yıldönümü sempozyumu başlatıldı. Bu, sadece, bir Osmanlı padişahının anılması olarak telakki edilmemelidir. Siyasette öyle telakki edildi, ileri geri konuşuldu. Bana göre, esas muhafazakar camianın, Türkiye’nin muhafazakar camiasının modernleşme zarureti ile ve bunu doğru-dürüst ele alarak tanışması vesilesidir. Çünkü bu sempozyumu düzenleyen, Türkiye’nin muhafazakar iktidarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Muhafazakarlar, çok menfi yaklaşmıştı geçmişte, anlamaya çalışmamışlardı. Ama şimdi görülüyor ki, artık muhafazakarlar da modernleşme çalışmalarımızı tanımak, öğrenmek ve olduğu gibi öğrenmek ihtiyacını ortaya koyuyor ve bunu sempozyumlarla yapıyor. Bu çok önemlidir. Bu, artık, tarihimizin, geçmişimizin, kültürümüzün, geçmişteki ilim ve fikir adamlarımızın günlük siyasi çekişmelere göre değil, çok geniş bir perspektifle ve hepsi gerçekten bizim bizim değerimiz anlayışıyla ele alınmasının ifadesidir. Ben, bunu çok sıhhatli görüyorum. Ümit ederim ki, bu, bütün tarihi şahsiyetlerimiz için yapılabilecek işlerin başlangıcıdır ve bundan sonra da devam edecek. Bunun devamı olarak, bütün tarihi şahsiyetlerimizi eksiğiyle fazlasıyla bizim kültürümüzün, bizim medeniyetimizin, bizim dünyamızın şahsiyetleri olarak ele alırsak, o takdirde, gerçekten, o medeniyet tasavvurunun kaynaklarını orada buluruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Ocaklarının 100. yılında, bundan önceki sempozyumumuz Mehmet Akif hakkındaydı. Mehmet Akif, Türk Ocaklarının kurulduğu dönemde, başka bir yerde görülen bir isim. Ama, artık o noktada olmadığımız için, bugünkü milliyetçiliğimizin kaynakları arasında Mehmet Akif’e de büyük bir yer verdiğimiz için, biz onunla ilgili 100. yıl sempozyumları serisinde  özel bir sempozyum yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bizim gösterdiğimiz bu dikkatin, gittikçe bütün insanlar tarafından, bütün fikir hareketleri tarafından, sivil toplum kuruluşları tarafından, siyasi partiler tarafından, ilim adamlarımız tarafından gösterileceği inancındayım ve yeni bir medeniyet hamlesinin başlangıcının tohumlarını hep birlikte atacağımız inancındayım. Biz bu anlayışla faaliyetlerimizi yapıyoruz, gerçekleştiriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başta Meclis Başkanımız olmak üzere, bu anlayışla yaptığımız bu toplantılara iştirak eden siz değerli misafirlerimize şükranlarımı, saygılarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sağolunuz, var olunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/baskanimiz-dr-cezmi-bayram%e2%80%99in-buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Türkiye’ye Doğru 3 – Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Sempozyumunun Ardından Değerlendirmeler 3</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-%e2%80%93-ziya-gokalp%e2%80%99ten-erol-gungor%e2%80%99e-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-3.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-%e2%80%93-ziya-gokalp%e2%80%99ten-erol-gungor%e2%80%99e-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 10:22:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1266</guid>
		<description><![CDATA[MİLLİYETÇİLİK, KÜLTÜR ve MEDENİYET &#8211; Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Türkocağı İstanbul Şubesi Reisi Dr. Cezmi Bayram’a göre, günümüzde bir kişi veya ülkenin milliyetçiliğini ortaya koyacak olan medeniyet kavramıdır. Batının yaptıkları ve yaşattıklarıyla artık bu konuda söyleyecek sözü bitmiştir. Bütün dünyayı içine alabilecek, kucaklayabilecek böyle bir mesaja ihtiyaç vardır. Ecnebi bilim adamları da böyle düşünüyor. Ve diyorlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">MİLLİYETÇİLİK, KÜLTÜR ve MEDENİYET &#8211; Mehmet Cemal Çiftçigüzeli</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkocağı İstanbul Şubesi Reisi Dr. Cezmi Bayram’a göre, günümüzde bir kişi veya ülkenin milliyetçiliğini ortaya koyacak olan medeniyet kavramıdır. Batının yaptıkları ve yaşattıklarıyla artık bu konuda söyleyecek sözü bitmiştir. Bütün dünyayı içine alabilecek, kucaklayabilecek böyle bir mesaja ihtiyaç vardır. Ecnebi bilim adamları da böyle düşünüyor. Ve diyorlar ki “Türkiye günümüzde, yeni bir söz söyleyebilecek ülkedir.” Dolayısıyla Türkiye yeni bir “kızıl elma” hedefi ortaya koymalıdır. Bu da “medeniyet tasavvuru”muzun üzerinde daha fazla durmamız gerektiğini ortaya koyuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
Dr. Cezmi Bayram dolayısıyla tarihimizi yeniden keşfetmemizin, küresel güç olmamızın ve bu özelliklerle  bütün insanlığı kuşatmamızın lüzumu üzerinde durarak bunun da siyasi tartışmalarla değil, fikri gelişmelerle olabileceğini vurguluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
İDEOLOJİ Mİ, DÜŞÜNCE Mİ ÖNDE OLMALI?</p>
<p style="text-align: justify;">
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek de aynı duygu ve endişeler içinde. Türk Ocakları İstanbul Şubesi’nin 100. Yılı dolayısıyla tertip ettiği “Büyük Türkiye’ye Doğru; Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Sempozyumu’nda Cemil Çiçek “Büyük Türkiye ideali artık farz-ı ayn mesabesindedir.”dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
Cemil Çiçek bakın neler söyledi; ”Herkesin bir görevi vardır.  Herşeyi de doğru bilgilerle tartışalım. Üç kıtada kültürleri, dinleri, gelenekleri ayrı olan bir toplumda devlet kuran bir milletiz. Bunlardan etkilendik ve etkiledik. Sürekli hareket halinde olduk. Sebebi de varlığımızı devam ettirmek endişesiydi. Osmanlı’nın inkıraz dönemi aynı zamanda bir yenilik dönemidir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu heyecanlı ve etkileyici konuşmadaki notlarıma bakıyorum, burada Cemil Çiçek diyor ki “ Geç aydınlandık. Ziya Gökalp toplumumuzun fikri müdiridir. Biliniz ki aydınlar yaşadıkları dönemin tercümanlarıdır. Erol Güngör de  aydın yabancılaşmasına çözüm aradı. Sosyal bir restoratördü. Kemali değerlendirken beslendi. Bu silsileyi hep sürdürdü ve ideolojiyi değil fikri paylaştı.”</p>
<p style="text-align: justify;">
“HAYAT SİYASİ TARTIŞMALARDAN İBARET DEĞİLDİR”</p>
<p style="text-align: justify;">
TBMM Başkanı Çiçek sonra genelledi konuşmasını; “ Buğünün sorunlarına eğilecek , çözüm getirecek aydınlara ihtiyacımız var. Şartları ve noktalarını batı koyuyor gelişmelerin!. Biz malesef, nerede durulacak onu arıyoruz. Artık gelecek öngörmeliyiz, ileriyi görebilmeliyiz. Geleceği inşa etmek için kafa yormalıyız. Kayğımız toplumun yarınıdır. Bilinmeli ki ikinci aydınlanma dönemine girdik.”<br />
Cemil Çiçek her dönemki siyasi mücadelesinde iplerin kopma noktasındaki açıklamalarına herkes imza atar. Çünkü yaşayan biriydi gerçeği. Bu açıklamaları da bana öyle geldi. Açılış konuşmasının devamında da şunları söyle Cemil Çiçek:</p>
<p style="text-align: justify;">
“-İnsanlar ve toplumlar ulus ötesi bir etkileşim içindedir. Hayat siyasi tartışmalardan da ibaret değildir. Malesef günümüzde artık yeni Ziya Gökalp ve Erol Güngör’ler de yok. Bugünü yaşamak için sorğulamalı ve çözümler önermeliyiz. Bu aydınlara ihtiyacımız her geçen gün artıyor. Mesela toplumsal eşitliği yeniden düşünmeliyiz. Dikkat edin dünyada sömürge dili bile değişti!. Bittabi kültürel sömürge dili de değişiyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">
SİYASETE YÖN VEREN TOPLUM OLMAK MI?</p>
<p style="text-align: justify;">
TBMM Başkanı Cemil Çiçek parlamentodaki yeni anayasa çalışmalarına da değindi. 6500’ün üzerinde sivil toplum kuruluşu ve aydına mektup yazılarak görüş istenmiş. “İş işten geçtikten sonra, şurası daha iyi olabilirdi, şu yanlış olmuş, falan denmesin diye herkesin ve her kesimin görüşlerini, tekliflerini ve düşüncelerini bekliyoruz dedi hukukçu ve siyaset duayeni Cemil Bey.</p>
<p style="text-align: justify;">
Cemil Çiçek yurt dışına gidecek, yolcu ederken ayak üstü sohpet de ettik, benim İstanbul’a taşındığımdan da habere yokmuş, anlattım. Topluma öyle bir mesaj verdi ki gider ayak yumruk gibi oldu “ Siyasal değil, düşünce hayatımız önemlidir. Siyasete yön veren bir toplum olmalıyız.”</p>
<p style="text-align: justify;">
Kimse buna itiraz edemez.</p>
<p style="text-align: justify;">
BOŞNAK REKTÖR “SIRPLAR BİZİ TÜRK OLDUĞUMUZ İÇİN ÖLDÜRÜYORLAR”</p>
<p style="text-align: justify;">
Toplantı bütün gün sürdü. TBMM Başkanı’nı yolcu ettik ama, fikir jimnastiğimiz sürdü. Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. S. Seyfi Öğün “etnomanya” çılgınlığını anlattı. Biz ne dersek diyelim dışarda adımızın “Türk “ olduğunu hatırlattı. Ancak Türk kavramının fakirleştirilerek tutunmak mecburiyetinde bırakıldığımıza da dikkat çekti. Dedi ki “Osmanlı’da yaşayan Türk, Kürt, Çerkez, Abaza, Boşnak, Arap, Arnavut kim olursa olsun dışarda adı Türk’tü. Bugün bölücülüğe vardırılmak istenen bir ayrışım yapılıyor. Dolayısıyla yeniden kompleksiz bir kavramla Türk’ü tarif etmeliyiz. Hesaplaşmalıyız.”</p>
<p style="text-align: justify;">
Seyfi Öğün Hocanın anlattığ batı da ibret alınması gereken tespitlerdi ;” Avrupa kan, soy, soptur. Medeniyetleri bile böyledir. Kendileri içindir. Biz de kompleksten kurtulmalıyız. Bir akademisyen arkadışımız yayınladığı kitabın arkasına bildiği yabancı dilleri sayarken “osmanlıca”yı da zikredince dehşete düşmüştüm. Osmanlıca ecnebi dili değil, çünkü Türkçedir!”</p>
<p style="text-align: justify;">
Prof. Dr. S. Seyfi Öğün’ü ilk kez dinledim, keyif aldım görüşlerinden. Novipazar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mevlid Dudiç bana “Mehmet Bey Sırplar bizi Türk olduğumuz için öldürüyorlar!” demişti. Ancak kendisi Boşnaktı fakat Türk olarak hissediyordu. Prof. Öğün’ü doğrulayacak ikinci yaşadığım olay da rahmetli Turizm ve Tanıtma Bakanı Mustafa Rüştü Taşar ile birlikte gittiğim Londra’da oldu. İngilizler ülkelerine sığınan ecnebilerle ilgili bir toplantı yapmışlardı. Sıra terör örğütü marksist PKK militanı birine geldiğinde “Ben Kürdüm, Türkiye’de halkımıza yapılanları anlatacağım” deyince toplantıyı yöneten başkan “Sen Türksün, ismin de öyle, soyadın da “ diyerek konuşmasına müsade etmemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">
DÜNYAYA TERİM ÜRETEBİLİR MİYİZ?</p>
<p style="text-align: justify;">
Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Dr. İsmail Yakıt da milliyetçiliğin idrak meselesi olduğunu, kültür ve tarih milliyetçiliğine de islam dininin cevaz verdiğini anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Konya Selçuk Üniversitesi’nden Doçent. Dr. İsmail Taş çağı kaybetmemek için milliyetçiliğin anlamının yitirilmemesi gerektiği üzerinde durdu ve dünyaya terim üretilmesi gerektiğini hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden Yıldız Akpolat ise milliyetçiliğin geleneksel bir ekleme olduğunu, dinden sonra gruplar içinde dayanışmayı sağladığını, emperyalizme direndiğini ve bununla bir motivasyon olduğunu belirtti. Radikal oldukça da milliyetçiliğin farkındalığının arttığını sözlerine ekledi.</p>
<p style="text-align: justify;">
YARINKİ TÜRKİYE, YARINKİ DÜNYA DEMEKTİR</p>
<p style="text-align: justify;">
Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’ndeki toplantıda izleyiciler salondan taşmamıştı. Cemil Çiçek bunu ilk farkedendi ve hiç de önemli olmadığının altını çizdi. Çünkü böylesi bir toplantıya gelenler insanı ve ülkesini önde gören, sorunlarına çözüm arayan, dünyadaki gelişmeleri takip eden aydınlardı, çoğu genç de olsa.</p>
<p style="text-align: justify;">
Üstelik dinleyicilere yüzlerce kitap hediye edilmiyor, promosyon dağıtılmıyor, yemek verilmiyordu. Gelen her konuk bir şeyler öğrenmek, sorumluluğunu hatırlamak ve katkı vermek için Ali Emiri’deydi. Toplantıda hamaset yoktu, akıl ve idrak vardı. Çay ve kuru pasta yetti de artı bile sempozyum arasında.</p>
<p style="text-align: justify;">
Türk Ocaklarının milliyetçilik, kültür ve medeniyet sempozyumunun misafirleri “Yaşama zevkini bırakıp, yaşama aşkına gönül veren, sabırlı, azimli, gösterişsiz ve numayişsiz çalışan sulh cephesinin maden işçileri” olarak sadece Yarınki Türkiye’nin değil, “Anadolu toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan bir emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedi olduğuna inanmış bir ruh “ile Yarınki Dünya’nın da temellerini atacak aydınlardı. Nurettin Topçu Hocamızın ruhu şad olsun bu vesileyle.</p>
<p style="text-align: justify;">
BİRAZ DAHA ZAHMET VE DÜŞÜNMEK</p>
<p style="text-align: justify;">
Son oturumda ise Türkiye’de toplum ve siyaset (Prof. Dr. Tahsin Görgün), 21. asırda değişen milliyetçilik anlayışları (Yrd. Doç. Dr.Uğur Dolgun), tarih şuuru ve gelecek (Prof. Dr. Mehmet Bayraktar) ile medeniyet tasavvurumuz (Dr. Yusuf Kaplan) tartışıldı. İyi de oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">
Mehmet Akif Ersoy görevli olarak gittiği Berlin’de bir süre kaldı. Yakın dostlarından Yazar ve Şair Mithat Cemal Kuntay’ın anlattığına göre, İstanbul’a döndüğünde kendisine sormuşlar “Almanlar nasıl?” diye. İstiklal Marşı şairimizin cevabı müthiş “ İşleri bizim dinimize benziyor, dinleri de bizim işlerimize benziyor!.” Galiba gün de bugündür artık.</p>
<p style="text-align: justify;">
Kendimize gelmenin ve dünyaya mesaj vermenin tam sırası. Üstelik dünyayı ilk defa kucaklamayacağız ki? Ne dersiniz. Biraz daha zahmet ve düşünmeye var mısınız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiye%e2%80%99ye-dogru-3-%e2%80%93-ziya-gokalp%e2%80%99ten-erol-gungor%e2%80%99e-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Türkiye&#8217;ye Doğru 3 &#8211; Ziya Gökalp&#8217;ten Erol Güngör&#8217;e  &#8211; 19 Kasım 2011</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 09:55:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[FOTOĞRAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[GALERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1253</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n-2' title='308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n" title="308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n-2' title='314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n" title="314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n-2' title='377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n" title="377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n-2' title='380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n" title="380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n-2' title='382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n" title="382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n-2' title='385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n" title="385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n-2' title='385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n" title="385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n" /></a>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore-19-kasim-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Türkiye&#8217;ye Doğru 3 &#8211; Ziya Gökalp&#8217;ten Erol Güngör&#8217;e</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 09:47:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[Türk Ocakları&#8217;nın 100. yılı vesilesi ile İstanbul şubesi olarak, düzenlediğimiz “Büyük Türkiye’ye Doğru” sempozyum serisinin üçüncüsünü,  “Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik, Kültür, Medeniyet” başlığı altında, 19 Kasım 2011 tarihinde Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdik. İki oturum halinde düzenlediğimiz sempozyumun açılış konuşmasını, Türk Ocakları İstanbul şubesi başkanımız Sayın Dr. Cezmi Bayram yaptı. Konuşmasında, batının artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Ocakları&#8217;nın 100. yılı vesilesi ile İstanbul şubesi olarak, düzenlediğimiz “Büyük Türkiye’ye Doğru” sempozyum serisinin üçüncüsünü,  “Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik, Kültür, Medeniyet” başlığı altında, 19 Kasım 2011 tarihinde Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">İki oturum halinde düzenlediğimiz sempozyumun açılış konuşmasını, Türk Ocakları İstanbul şubesi başkanımız Sayın Dr. Cezmi Bayram yaptı. Konuşmasında, batının artık dünyaya söyleyecek sözünün tükendiğini, öyleyse yeni dönem milliyetçiliğimizin çerçevesini çizecek olan ‘medeniyet’ kavramının batının taklidi olarak değil, yeni bir ses, yeni bir söz getiren bir şekilde esaslarını ortaya koymak gerekliliğini ifade eden Bayram, “Eğer biz milletimizin önüne böyle bir büyük hedefi, yeni kızıl elmayı koymazsak, bu millet enerjisi yüksek bir millettir, toplanan bu enerji milletin kendisine zarar verir. Yani kendisini imha eder. O halde bu enerjinin, milletimizin kendisini imha etmesi olarak değil de, insanlığa yeni bir mesaj olarak, mesajın ifadesi ve onu gerçekleştirme olarak tezahür etmesini istiyorsak, bu medeniyet tasavvurumuzun üzerinde durmak, bunun esaslarını belirtmek gerekir. Burada da hedefimiz sadece Türkiye değildir, sadece Türk dünyası değildir, sadece İslam dünyası değildir; bütün insanlıktır. Türkiye yeniden küresel bir güç olacaksa, Türkiye yeniden cihan devletleri arasında gerçekten tarihine yaraşır bir mevkii kazanacaksa, bu ancak bütün insanlığı kucaklamak ve bütün insanlığa hitap eden yeni bir sözle mümkündür.” dedi ve kürsüyü, Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’e bıraktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiçek, Osmanlı’nın inkıraz döneminde münevverlerimizin yüklendikleri misyon üzerinde durmasının ardından, Bayram ile aynı duygu ve düşünceleri paylaşarak şunları söyledi:<em> “</em><em>Eğer yeniden yücelmemiz söz konusu olacaksa, bunun kaynağı siyaset değil, düşünce hayatıdır. Siyaset, ekonomi için, askeri doktrinler için, kentleşme için, turizm için, sağlık hizmetleri için uygun ortam yaratma potansiyeline sahiptir. Ama siyaset birleştirdiği kadar, ayrıştırır da. Siyasetin yön verdiği bir toplum olmaktan çok, siyasete yön veren bir toplum olmalıyız. Milli varlığımızı ve kültürel kimliğimizi</em><em> </em><em>yeni bir medeniyet tasavvuru yaratarak sürdürebileceğimizi kabul etmek zorundayız.</em><em> </em><em>Kendi kültür kaynaklarımızdan beslendiğimiz takdirde, siyasi iktidarların erişemeyecekleri hedeflere, toplum olarak çok daha hızlı erişiriz. Bu konuda esas görev, düşünce insanlarımızındır. Aydınlarımız, yazarlarımız, sivil toplum önderlerimiz, grup liderlerimiz, sanatçılarımız, bu sorumluluğun bilincinde olmak zorundadırlar. Çünkü, medeniyet düşünen, yazan, çizen ve zihinleri işleyen sanatçıların, aydınların işidir. Eğer bu silkelenmeyi gerçekleştirebilirsek, yeniden yücelmemiz kaçınılmaz olacaktır.” dedi. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Oturum başkanlığını Prof. Dr. Ali Akyıldız’ın yaptığı ilk oturumda, ilk söz, “Türk Kavramının Derinliği”ni ele alacak olan S. Seyfi Öğün’e aitti. Konuşmasında etnomanya çılgınlığını ve Türkçenin kendi halinde yaşanmasına izin verilmeyerek seksen bin kelimeden iki yüz- üç yüz kelimeye indirgenmesini eleştiren Öğün, “</em>Milliyetçiliği eğer biz Avrupaî ölçeklerde ele alırsak, o sonradan olma milletlerden biri gibi oluruz. Halbuki biz, sonradan olma değiliz, sonradan görme değiliz. Onların bizden öğreneceği şeyler var. Bir millet olmak nasıl bir şeydir? Bunun tarihsel derinliği nedir? Bu sorulara bir tek cevap verilecekse dünyada –bir tek cevabı var-, kesinlikle Türk milletidir. Bunu söylerken buraları kastediyorum. Belki Asya içlerinden Çin de buna ortak olur, bilemem. Bu büyük havzada –Yakındoğu mu diyeceğiz, Ortadoğu mu diyeceğiz, Avrasya mı diyeceğiz- bunu dolduran tek bir kavram vardır: Türk milleti. Biz kendimizi öyle hissetmeden bile o öyledir. Yeri geldi, bize rağmen öyle ve hala öyle. Bunun, -dediğimiz gibi- bir başka yolu yok.” dedi. İkinci oturum, Öğün’ün ardından, Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın “Günümüzde Din ve Milliyet Tartışmaları” , Doç. Dr. İsmail Taş’ın “Ziya Gökalp’in Dilde Türkçülük-İslamcılık-Çağdaşlık Düşüncesinin tenkidi” ve Doç. Dr. Yıldız Akpolat’ın “Türkiye’de Milliyetçilik Sosyolojisi” tebliğleri ile son buldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci oturumun başkanlığını Prof. Dr. Musa Taşdelen yürüttü. Oturumun ilk konuşmacısı Prof. Dr. Tahsin Görgün, “Türkiye’de Toplum ve Siyaset” konulu tebliğini sundu. “Toplumsuz bir siyasetten, siyasetsiz bir topluma gidiş mi?” sorusunun cevabını aradı ve modern dönemin ayırıcı hususiyetini, hem batı dünyasında hem de Türkiye’de, siyasetin, teoloji ve metafiziği ikame etmesi olarak tespit etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yard. Doç Dr. Uğur Dolgun’un “21. Yüzyılda Değişen Milliyetçilik Anlayışları”, Prof. Dr. Mehmet Bayraktar’ın “Tarih Şuuru ve Gelecek” ve Dr. Yusuf Kaplan’ın “Medeniyet Tasavvurumuz” tebliğlerini mütakiben Türk Ocakları İstanbul şubesi başkanımız Dr. Cezmi Bayram, kapanış konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram, kapanış konuşmasında, Türk Ocaklarının 100. yılı vesilesi ile İstanbul şubemizce düzenlediğimiz “Büyük Türkiye’ye Doğru” sempozyum serisinin, alt başlıkları birbirinden kopuk gibi görünse de, yeni medeniyet tasavvurumuzun esaslarını ortaya koymada bir bütün ve birbirinin devamı olarak algılanması gerekliliğini vurguladı.</p>

<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n' title='308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n" title="308822_10150431040139265_536689264_8265213_568425464_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n' title='314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n" title="314457_10150431044534265_536689264_8265221_1931496719_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n' title='377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n" title="377984_10150431047909265_536689264_8265228_351060937_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n' title='380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n" title="380179_10150431041359265_536689264_8265218_46986054_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n' title='382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n" title="382657_10150431040819265_536689264_8265215_1148141682_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n' title='385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n" title="385530_10150431040444265_536689264_8265214_1181382723_n" /></a>
<a href='http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n' title='385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n'><img width="150" height="150" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/12/385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n" title="385551_10150431044339265_536689264_8265220_1754404507_n" /></a>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpten-erol-gungore.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>100. Yıl Sohbetlerinde Bu Hafta:</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/100-yil-sohbetlerinde-bu-hafta-4.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/100-yil-sohbetlerinde-bu-hafta-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 10:26:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[CUMA SOHBETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/11/Adsız2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1236" title="Adsız" src="http://www.istanbul-turkocagi.org/wp-content/uploads/2011/11/Adsız2.jpg" alt="" width="446" height="319" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/100-yil-sohbetlerinde-bu-hafta-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Türkiye&#8217;ye Doğru 3 &#8211; Ziya Gökalp&#8217;ten Erol Güngör&#8217;e Sempozyumunun Ardından Değerlendirmeler 2</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpte-erol-gungore-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-2.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpte-erol-gungore-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 10:10:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1230</guid>
		<description><![CDATA[ZİYA GÖKALP’TEN EROL GÜNGÖR’E.. HÜSEYİN SARIKOÇ İstanbul Türk Ocağı, Türk Ocaklarının kuruluşunun 100. Yılı kutlamaları kapsamında, “Büyük Türkiye’ye Doğru” başlığı altında başlattığı sempozyumlar serisini sürdürüyor. Bu serinin üçüncü toplantısı, 19 Kasım 2011 Cumartesi günü, İstanbul-Fatih’teki Ali Emiri Kültür Merkezi’nde “Büyük Türkiye’ye Doğru-3 / Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik, Kültür, Medeniyet” başlığı altında gerçekleştirildi. Öncelikle şunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>ZİYA GÖKALP’TEN EROL GÜNGÖR’E..</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HÜSEYİN SARIKOÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul Türk Ocağı, Türk Ocaklarının kuruluşunun 100. Yılı kutlamaları kapsamında, “<strong>Büyük Türkiye’ye Doğru”</strong> başlığı altında başlattığı sempozyumlar serisini sürdürüyor. Bu serinin üçüncü toplantısı, 19 Kasım 2011 Cumartesi günü, İstanbul-Fatih’teki Ali Emiri Kültür Merkezi’nde “<strong>Büyük Türkiye’ye Doğru-3 / Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik, Kültür, Medeniyet</strong>” başlığı altında gerçekleştirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle şunu söylemeliyim ki, sempozyumun başlığı bir hayli ilgimi çekmişti. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, gerek devlet ve gerekse millet olarak yaşadığımız sorunlara çözüm arayan Ziya Gökalp ile, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra topluma yönelik dayatmalara ve kültürel yabancılaşmalara karşı dikkati çeken Erol Güngör, milliyetçilik, kültür ve medeniyet konularını, birbirinden oldukça farklı ele alan iki isim. Her ikisi de, Türk fikir dünyasında önemli yerleri olan bilim ve düşünce adamları.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesine önemli iki isim ekseninde sunulacak tebliğleri ve yapılacak konuşmaları takip etmek için salonda yerimi aldım.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan konuşmalarda Ziya Gökalp’e ve Erol Güngör’e kısmi değinmeler oldu. Ancak, çoğunlukla sempozyumun başlığı ve bu iki fikir adamı ile konuşmalar arasında geçmiş, bugün ve geleceğe yönelik yeni bir ufuk turu söylemlerini not alma fırsatı bulamadım.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanırım bundan dolayıdır ki, Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı Dr. Cezmi Bayram, kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, ilk bakışta birbirinden kopuk görünseler de, sempozyumda yapılan konuşmaların, aslında birbirinin devamı ve tamamlayıcısı şeklinde düşünülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. Ali Akyıldız</strong>’ın Başkanlık ettiği birinci oturumda, <strong>Prof.Dr. Süleyman Seyfi Öğün</strong> “Türk Kavramının Derinliği”, <strong>Prof.Dr. İsmail</strong> <strong>Yakıt</strong> “Günümüzde Din ve Milliyet Tartışmaları”, <strong>Doç.Dr. İsmail Taş</strong> “Ziya Gökalp’in Dilde Türkçülük, İslamcılık, Çağdaşlık Düşüncesinin Tenkidi” ve <strong>Doç.Dr. Yıldız Akpolat</strong> “Türkiye’de Milliyetçilik Sosyolojisi” başlıklı tebliğlerini sundular.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. Musa Taşdelen</strong>’in başkanlık ettiği ikinci oturumda da, <strong>Prof.Dr.</strong> <strong>Tahsin Görgün</strong> “Türkiye’de Toplum ve Siyaset”, <strong>Yrd.Doç.Dr Uğur Dolgun</strong> “21. Yüzyılda Değişen Milliyetçilik Anlayışları”, <strong>Prof.Dr. Mehmet Bayraktar</strong> “Tarih Şuuru ve Gelecek” ve <strong>Dr. Yusuf Kaplan</strong> da, “Medeniyet Tasavvurumuz” başlıklı konuşmalarını yaptılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben size burada, not alabildiğim bazı ifadeleri, yorum katmadan dikkatlerinize sunmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>ANAYASA ÇALIŞMALARINA KATKI BEKLİYORUZ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sempozyumun onur konuğu olan <strong>TBMM Başkanı Cemil Çiçek</strong>, yaptığı açış konuşmasında, yeni <strong>“Anayasa”</strong> çalışmalarına dikkat çekerek, ülkemizdeki tüm kesimlerin ve özellikle Türk Ocakları’nın bu çalışmalara katkı yapması gerektiğine işaret etti. <strong>Çiçek</strong> konuşmasında, özet olarak şunları söyledi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Milletimiz, tarihi yolculuk sürecinde farklı dini, kültürel değişimler geçirdi. Türk milleti olarak, bilinen tarih boyunca devam eden yolculuğumuzda, birbirinden çok farklı inanç ve kültür mensuplarıyla birlikte yaşadık. Bu yolculuğumuzun en önemli sebebi, varlığımızı devam ettirmekti. Varlığımızı en uzun sürdürdüğümüz Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Ziya Gökalp, dağılan imparatorluğun küllerinden ve pozitivist anlayıştan azade, Milletimizin yeniden doğuşunu inşa etme ameliyesini üstlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka ifadeyle, Gökalp Osmanlı’nın son döneminde meydana gelen sorunları ele alırken, Erol Güngör de, Cumhuriyet döneminde meydana gelen yanlış uygulamalara işaret ederek, aydın yabancılaşmasına dikkati çekiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Batılı aydın hala yön tayin ediyor ve biz kendimizi buna göre ayarlıyoruz. Tarihi konuşuyoruz, ancak tarihimizi bilmiyor ve bilmediğimiz için de tarih şuuruna sahi değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her dönemi, her konuyu, her olayı kendi şartları içinde değerlendirmek gerekiyor. Küresel devletlerin dayattığı hücre devlet anlayışlarına karşı tavrımızı ortaya koymalıyız. Bu ve benzeri konularda aydınlarımız, ülkemizin ve milletimizin geleceğine yönelik kafa yormalı. Bu anlamda Gökalp de, Güngör de kendi dönemlerinde üzerine düşeni yapmışlardır.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TÜRK KAVRAMI SIĞ VE DAR ANLAMDA KULLANILIYOR</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. Süleyman Seyfi Öğün: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Türk kavramı çok derin ve zengin bir kavramdır. Bu kavram günümüzde çok yanlış anlatılıyor, yanlış kullanılıyor. Balkanlardan başlayıp hilal şeklinde Mısır’a kadar ifade edilen coğrafyaya Türk denir. Türk kavramının zenginliği dini, kültürel ve coğrafidir. Günümüzde bu kavram çok sığ ve dar anlamda ifade ediliyor. Türklüğü bir etnisiteye indirgersek -ki bugün öyle yapılıyor-,  karşımıza bir dizi etno-mania çıkacaktır. Laz, Çerkez, Oğuz, Yörük, Kürt, Boşnak ve Manav’ın bu coğrafyadaki ortak adı Türk’tür. Bu adı biz koymadık, bin yıl önce Avrupalılar, Batılılar koydu. Dolayısıyla kavramları doğru kullanmalıyız. Türk kavramını sığlaştıran, Türk Modernleşmesi ile hesaplaşmadan, bu kavramı doğru anlatamayız ve yanlış anlamalar sürer gider.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. İsmail Yakıt:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Türk ırkından olan, Türk milletinden olmayabilir. Mesela Macarlar Türk ırkındandır, ancak Türk Milletinden değildir. Kültüre davyalı milletin, siyasi ifadesi milliyetçiliktir. Milliyetçilik, millet olma vasfının dinamik, şuurlu olma yansımasıdır. Yine milliyetçilik, kültüre dayalı olması dolayısı ile Faşizmi, halka dayalı olması sebebiyle de otoriter yönetim anlayışını reddeder.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ATSIZ’IN FİKRİ YÖNÜ BİLİNMİYOR </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Doç.Dr. Yıldız Akpolat:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Atsız, dönemin solcularından daha da dönemine eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Ancak, bu yönü bilinmez; çünkü daha çok romanları ile bilinir ve romanları okunur. Fikir kitapları genelde pek okumaz ve pek bilinmez.</p>
<p style="text-align: justify;">O, yaşadığı dönemde, merkezin milliyetçilik anlayışından çok farklı, tarihi, geleneği olan bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Ve yine Atsız’ın milliyetçilik anlayışı, tek parti dönemine yönelik Anadolu insanında yankısını bulur ve muhalefete dönüşür.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. Tahsin Görgün:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Dil devrimiyle asırlar ve nesiller arasında çok ciddi bir kopuş meydana geldi. Devletin milleti olmaz, milletin devleti olur. Türkiye’nin modernleşmesi batı modellerine pek uymuyor ve benzemiyor.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TÜRK TARİHİNİ BİLMİYORUZ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prof.Dr. Mehmet Bayraktar:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Tarih bilinci, zamanla coğrafyada, yani bende,  kişide oluşur. Zihniyet tavır alma, bir çok şeyin oluşumuna tezahür eder. Milli zihniyet, doğru tarih bilgisi ile oluşur. Biz lisede her şeyi tarih diye okuduk, Türk tarihini okumadık, okutmadılar. Ben elli yaşında Türk tarihinin önemini anladım ve okumaya başladım.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dr. Yusuf Kaplan:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“İbn-i Arabi’nin beni çok etkileyen bir bir sözü var: ‘İyilik varlıktandır, kötülük yokluktandır.’</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hareketle algı kalıplarımızı değiştirmeliyiz. Algı kalıplarımız kapalı ve bundan dolayı burada mıyız,  New York’ta mıyız, yoksa&#8230; Kısacası ABD’de miyiz? Bir düşünün, ben bir soru sordum. Bu yönüyle Türkiye’de intelijansiya yok.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her şeye rağmen böylesi toplantıların, benim intibalarıma göre iki güzel tarafı oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Sunulan tebliğler ve yapılan konuşmalar insanları düşünmeye ve araştırmaya yöneltiyor; özellikle gençleri…</p>
<p style="text-align: justify;">2- Bir hayli zaman görmediğimiz, göremediğimiz, ilim adamlarını ve dostları bir arada görmek ve onlarla sohbet etme imkanı bulmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte, merhum Topçu üzerine okumalarım esnasında, eski mesai arkadaşım, değerli genç akademisyen <strong>Yrd.Doç.Dr. Mustafa Göleç</strong>’in tavsiyesi ile <strong>Prof.Dr. <a href="http://www.idefix.com/kitap/suleyman-seyfi-ogun/urun_liste.asp?kid=14299">Süleyman Seyfi Öğün</a></strong>’ün “<strong>Türkiye&#8217;de Cemaatçi Milliyetçilik ve Nurettin Topçu”</strong> kitabını okumuş ve çok istifade etmiştim. Sempozyum vesilesiyle Süleyman hoca ile tanışma ve Topçu üzerine, kısa da olsa konuşma fırsatım oldu…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/buyuk-turkiyeye-dogru-3-ziya-gokalpte-erol-gungore-sempozyumunun-ardindan-degerlendirmeler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>T.B.M.M. Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK&#8217;in Büyük Türkiye&#8217;ye Doğru &#8211; 3 &#8211; Sempozyumunda Yapmış Olduğu Konuşma</title>
		<link>http://www.istanbul-turkocagi.org/t-b-m-m-baskani-sayin-cemil-cicekin-buyuk-turkiyeye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html</link>
		<comments>http://www.istanbul-turkocagi.org/t-b-m-m-baskani-sayin-cemil-cicekin-buyuk-turkiyeye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Nov 2011 16:43:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TurkOcagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[DUYURULAR]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI SEMPOZYUMLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbul-turkocagi.org/?p=1227</guid>
		<description><![CDATA[Türk Ocakları Derneğinin Değerli Üyeleri, Sayın Konuklar; Bugünkü toplantının konusu “Büyük Türkiye’ye Doğru, Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik-Kültür ve Medeniyet…” Konu başlığında yer alan “Büyük Türkiye’ye Doğru” başlı başına bir konu. Üzerinde uzun uzun değerlendirme yapılacak bir temenni. Dolayısıyla Büyük Türkiye’ye Doğru temennisinden yola çıkarak son derece tafsilatlı bir konu üzerine hepimizin söyleyecek oldukça fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Ocakları Derneğinin Değerli Üyeleri,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Konuklar;</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü toplantının konusu “Büyük Türkiye’ye Doğru, Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e Milliyetçilik-Kültür ve Medeniyet…”</p>
<p style="text-align: justify;">Konu başlığında yer alan “Büyük Türkiye’ye Doğru” başlı başına bir konu. Üzerinde uzun uzun değerlendirme yapılacak bir temenni. Dolayısıyla Büyük Türkiye’ye Doğru temennisinden yola çıkarak son derece tafsilatlı bir konu üzerine hepimizin söyleyecek oldukça fazla sözü bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel sürecini büyük bir coğrafyada geçiren bir milletiz. Kronolojik atlasa bakıldığında, yolculuğumuzun mücadelelerle dolu ve aynı zamanda son derece dramatik bir hikâyeye sahip olduğu görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih kaynaklarından edindiğimiz bilgiler ışığında tarihsel yolculuğumuzu şöyle bir gözden geçirecek olursak, kültür atlasımızın da son derece değişik hikayesi olduğu fark edilecektir. Bu tarih yolculuğumuz süresince yer yer dilde, yer yer dinde, yer yer de kültürde etkileşimler ve değişimler yaşadık. Aynı şekilde farklı idari teşkilatlar tarafından yönetildik ve bu yolculuğumuz esnasında hem Asya’da hem Avrupa’da, hem de Afrika’da devletler kuran yegâne millet olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Asya’dan Anadolu’ya, oradan da Avrupa’ya uzanan bu tarih yolculuğunda çok farklı etnik gruplarla, kültürler ve medeniyetlerle yakınlaşıp, uzun yıllar bir çatı altında yaşadık. Onların dillerinden, kültürlerinden etkilendik ve onları da aynı şekilde etkiledik. Dilimizden, inancımıza kadar kültür atlasımızı her seferinde yeniledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yolculuğun izlerini, dilimizdeki kelimelerden, halı ve kilimlerimizdeki desenlere, mimari eserlerden, mezar taşlarına kadar çok geniş bir alanda görmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşiretten devlete, devletten imparatorluğa giden bu süreçte, sürekli hareket halinde olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkan coğrafyası başta olmak üzere, egemenlik kurduğumuz coğrafyalara yüzbinlerce insanımızı yolcu ettik. Bir şekilde dünya harmanında savrulduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzlerce yıldır devam eden bu yolculuğun en önemli nedeni varlığını devam ettirmek iradesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın rol dağıtma yeteneğinin sona ermesine paralel, batı her alanda üstünlüğünü öylesine hissettirdi ki, kendimizi yenileme iradesini hayata geçirmeye fırsat bulamadık. Bu süreç, mevcudiyetimizi hepten hedef alana kadar bir türlü kendimize gelemedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın inkıraz dönemi, aynı zamanda bir yeniden oluş dönemiydi. Tartışmalı bir şekilde dağılan imparatorluktan, ulusal sınırlarına çekilmiş bir devlet inşâ etmek pek çok soruya cevap bulmayı, bir çok soruna çözüm üretmeyi gerektiriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, Ziya Gökalp, o buhranlı dönemi aydınlarımızdandır. O, döneminin sorunlarıyla boğuşan bir münevver idi. İçinde bulunduğu sosyolojik şartları yorumlayarak aydın idrakine sunmaya çalışan bir fikir adamıydı. Gökalp, günümüz aydınından farklı olarak, tarihsel süreci takip etmekle kalmadı, sonuçlarını tahlil ederek toplumun idrakine sundu. Ziya Gökalp’in yaptığı teceddüt halindeki toplumu inşâ etme ameliyesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Musa Carullah, Sultangaliyevlerin, İsmail Gaspralı’ların, Mehmet Emin Resulzade’lerin, Yusuf Akçura’ların Kazan’da Kırım’da, Azerbaycan’da izmihlal içindeki toplumlarını uyandırma çabalarını Anadolu’da da Ziya Gökalp gibi aydınlar icrâ etmeye çalışmışlardır. Gökalp, bizdeki geç aydınlanmanın yarattığı sorunları gidermek için, üst yapı sorunlarına cevap aradı. Özellikle dil, din, eğitim, kültür ve kimlik konularına ağırlık veren Gökalp, bir yönüyle de Osmanlı sonrası dönemin fikir müdiri olarak da îfâ etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gökalp, dağılan imparatorluğun küllerinden, dönemin pozitivist etkilerinden de âzâde bir millet inşa etmenin kaygısını taşımıştır. Özellikle toplumdaki ve bazı aydınlarımızdaki, ‘batı medeniyetinin mutlak üstünlüğü ön kabulünü’ kırmak istemiş, kendi kültürel kimliğimizi fark ettirmeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O, imparatorluktan, Ulus Devlete, ümmetten millete, tebalıktan vatandaşlığa geçiş kültürünün inşası görevini üstlenmiş, devrinin kimlik ve kültür sorularına cevap bulmaya çalışmıştır. Bu yönüyle Ziya Gökalp kurucudur. Çünkü, Gökalp, dağılan bir imparatorluğun savrulmuşluğu içinde kendine yön arayan bir topluma rehberlik etme görevini üstlenmiştir. “Türkçülüğün Esasları” özelinden hareket ederek tespitte bulunacak olursak Gökalp, bir oluş, varoluş ameliyesinin harcını kararak; insana ve devlete ilişkin esasları vaaz etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlar, ayzı zamanda kendi yaşadıkları dönemin tercümanlarıdır. Onlar, kendi dönemlerinin birikimlerini rafine eden analistlerdir. Gökalp, bir Osmanlı aydını olarak imparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinde karşılaşılan sorunlara çözüm ararken, Erol Güngör de Cumhuriyet dönemi aydını olarak ulus devlet sürecinde ortaya çıkan sorunlara çözüm aramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Güngör, büyük bir vukufiyetle aydın-toplum yabancılaşmasının yarattığı sorunların çözümüne odaklanmıştır. Cumhuriyet döneminin en fazla tartışılan kavramlarının başında “Aydın Yabancılaşması” geliyordu. Bu kavramın altında aydınlara dönük olarak toplumsal bir eleştiri yatıyordu.  Devlet-millet ikileminde aydınların durduğu yer, millet karşıtlığı olarak görüldü. Zîra, karşıtlık üzerine kurgulanmış bu dönemin dili çatışmacıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen de yaşadığımız kimlik buhranı, kişilik çatışmasını kaçınılmaz kılmıştı. Bu evrede Erol Güngör, farkındalık yaratmaya çalıştı. “İslam Tasavvufunun Meseleleri”,“İslamın Bugünkü Meseleleri” ve“Türk Kültürü ve Milliyetçilik” gibi eserleri, bir yönüyle tartışma odaklı iken, başka bir yönüyle de teklif getiriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör, Türk toplumunun modernleşme döneminde yaşadığı tecrübeyi, antropoloji, sosyal psikoloji, tarih ve sosyoloji gibi çeşitli disiplinlerin penceresinden görmeye çalışmış bir aydın idi. Bu yönüyle bir nevi sosyal restoratör demek mümkündür. O, inşâ edilmiş yapının tadilatına ve tamiratına kafa yordu. Bu yönüyle, Cumhuriyet döneminin ayrışmasında ortaya çıkan sosyal sorunlara cevap bulmaya çalışan bir aydındı demek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii O, aynı zamanda kendi değerlerinden beslenen, yerli aydın silsilesinin bir devamıydı. Bu nedenle onu, Fuat Köprülü, Mümtaz Turhan, Sabri Ülgener, Ali Fuat Başgil, Nurettin Topçu gibi aydınlar bağlamından koparmamak gerekmektedir. Erol Güngör, bizi yargılayanların izinden gitmedi. O, anlamaya çalıştı. Bir nevi, önce dinledi, sonra söyledi. O ideolojiyi değil, bilgiyi ve fikri paylaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">O gün, ideolojik körleştirmeye dayalı çatışma, Cumhuriyetin aydınlanma felsefesinin önüne set çekince; ne söylendiğinden çok, kim tarafından söylendiğine ve hangi yayın organında yayınlandığına odaklanılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef ideolojiler, kendi kitlelerini de yarattığı için, toplumun her kesiminde yansızlık duygusu kaybolmuştur. Oysa, aydın kimselerin toplumsal olaylara, tarihsel sürece yansız bakmaları gerektiği gibi, toplumun da onlara yansız bakması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün de içinden geçtiğimiz sosyolojik sürece yorum getirecek, tahliller yapacak aydınlara ihtiyacımız var. Bugünün sorunlarını kendi menbaından beslenerek analiz edecek münevverlerimiz, bizlere ışık tutacaktır. Kuru tarih okuyuculuğundan daha çok, tarihi önümüze tutulan ışığa dönüştürecek âkil kalemlere ihtiyacımız var. Zihinsel bir türbülansa ihtiyacımız var.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin belli bir devresinde bu kesinti ciddi ölçüde yaşanmıştır. Yeni dönemin, kendi tezlerini benimsetmek adına eskiyi unutturmaya çalıştığı bilinen bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu dönemde, adam yerine konmak için Batı’nın ipine tutunan çoğu aydın kendi değerleriyle çelişen ve çatışan bir “yığın” haline gelmiştir. O dönemin aydın geçinen insanları eski ile yeni arasında kararsız, ideolojik saplantıları mevzuunda olabildiğince pervasızdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki, Cumhuriyet Türkiyesi’nde yaşayan insanlar, yeni bir devlet çatısı altında buluşmuş bir güruh değildi. İdeolojik yapı değişmiş ama yaşayan, devam eden, devam etmesi gereken milletimizin tarihten getirdiği bir birikim vardı. Önemli olan bu birikimin yeni şartlara uyarlanarak yaşatılmasıdır…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Şunu burada kaydetmek isterim ki; hâlâ ana akım yaratan ülke değiliz. Etkileşim tek yönlü. Bazıları trend demeyi tercih ediyorlar. Batılı aydın, hâlâ yön tayin ediyor. 19. Yüzyılın etkileme gücünden uzak olsalar da, zihinlerin efendisi onlar. Oysa, bizim istikamet verme melekelerimizi harekete geçirmemiz gerekmektedir. Gelecek öngörüsünden hareketle ileri fikirler üretmemiz gerekiyor. Sosyal yaşama, siyasete, sanata, edebiyata ve bunun gibi başka alanlara ilişkin ileri fikirler ortaya koymalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık dünü ve bugünü analiz eden entelektüellerimizin, geleceğin inşâsı üzerine kafa yormaları gerekmektedir. Türkiye’yi “efradını cami” bir ülke olarak görüp, yeryüzündeki varlık rekabetinde yeniden konumlandırmak ihtiyacındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde, fiziksel olarak ölçülebilir olan tüketime dönük alanlarda gelecek tahminleri yapılıp planlamalar yapılıyor. Oysa sosyolojik olarak da geleceği öngörebilmek gerekmektedir. Ortada bir millet gerçeği var. Bu millet yarın hangi kimlik kodlarıyla şekillenecek? Küresel ölçekli tekleştirici kültür tehdidine cevap bulabilecek miyiz? Ya da kendi kültür kodlarımızı küresel kodlara dönüştürüp bütün dünyaya teklif edebilecek miyiz? Tüketen kültürden, üreten kültüre, tüketilen kültüre geçebilecek miyiz? Dediğim bir mühendislik çalışması değildir. Biraz toplumun geleceğini düşünme kaygısıyla ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz tarihsel süreci, pek çok soruya cevap bulmaya çalıştığımız ikinci yenilenme dönemi olarak görüyorum. Yeni kuşaklara, gençlere baktığımda ben bunu görüyorum. Bu konuda bana katılmayanlar olabilir. Ama bu bizleri kısır tartışmaların içinde boğmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her dönemi kendi tarihsel ve sosyolojik şartlarıyla değerlendirmek gerekmektedir. Günümüz aydınlarından beklediğim, dünde takılıp kalmamalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarın nasıl olacak?</p>
<p style="text-align: justify;">Yarının dünyasını hangi fikirler şekillendirecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Kültür ve Medeniyet, Kültür ve Milliyet ilişkileri hangi perspektiften değerlendirilecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecekte ferde ve topluma hangi anlamlar yüklenecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu soruların cevaplarını bulmamız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarım toplumunda toprakta çalışan ve sadece içine doğduğu köydeki diğer insanlarla ortak bir kaderi ve kültürü paylaşan insanlar yok artık önümüzde. Bugün muhataplarımızın büyük bir bölümü zamanının çoğunu bilgisayar, telefon gibi iletişim ve eğlence aygıtlarının başında geçiriyorlar. Post modern ya da post endüstriyel ötesi insan da denilen bu insanlar, iletişimin verdiği imkanlardan sonuna kadar yararlanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhataplarımız ailesinden, okulundan etkilenen insanlar değil. İnsanlarımız, ulus ötesi bir etkileşimin içinde. Elektronik iletişim ve etkileşim dilimizi de değiştiriyor. İpod (aypod), ipad (ayped) gibi iletişim aygıtlarıyla ulus ötesi bir etkileşim dönemindeyiz. Doğal olarak yeni kişi ve kültürlerle diyalog kurmuş bir insan var karşımızda.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle fazla uzağa gitmeye gerek yok, kendimizden ve çocuklarımızdan örnek vermemiz yeterli. Artık insanlar eskisi gibi uzun uzun kitaplar okumuyorlar. Mektup yerine elektronik posta atıyorlar, telefonla mesajlaşıyorlar. Üstelik kendilerini son derece özgür ifade ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Dahası insanların pek çoğu günlerinin önemli bir kısmını iletişim ağlarında geçiriyorlar. İnternet üzerinden çok kez hiç yüzünü görmedikleri insanlarla sohbet ediyorlar ya da sanal oyunlar oynuyorlar. Fikirlerini sanal ortamda paylaşıyor ve araştırmalarını sanal ortamda yapıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu insanlar kendi dünyalarında bir kimlik inkılabı yaşıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kültür adamlarımızın bu insanların sosyal, kültürel, duygusal dünyalarını tahlil edip, yarının dünyasının sosyolojik altyapısının nasıl inşa edilmesi gerektiğine cevap bulmalarını bekliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde Gökalp’i ve Güngör’ü yaşatan, mensub oldukları kültür ve medeniyet dairesine sorgulayıcı bir gözle bakabilmeleridir. Ne tümüyle reddetmişler, ne de olduğu gibi kabul etmişlerdir. Tahlil edip, tenkite tabi tutmuşlar ve öneri getirmişlerdir. Günümüz aydınlarından beklediğimiz sorunları yüreklerinde hissederek mürekkeplerini damlatmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüyorsunuz ki, dünya yeniden şekilleniyor. Soğuk savaş şartlarının paradigması tümüyle değişti. Artık ilerici-gerici, doğucu-batıcı, faşist-komünist, laik-antilaik paradigmalarıyla bir toplumu tahlil etmek mümkün değil. İnsanı, solcu ya da sağcı, ilerici ya da gerici, faşist ya da sosyalist gibi tekleştirici kavramlarla tanımlamak mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal eşitlik ve adalet kavramlarını yeniden düşünmeliyiz. Egemenlik kavramı üzerine tekrar zihin yormalıyız. Küresel siyasete yön veren aktörlerin dayattığı hücresel devlet tezlerine karşı görüş geliştirmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık mühendislik çalışmalarıyla toplumu şekillendirmek mümkün olmamakla birlikte, toplumları biçimlendiren görünmeyen bir işçilik söz konusudur. Nasıl ki, ekonomik sömürge dili değiştiyse, kültürel sömürü dili de değişmiştir. Bu yönüyle belki içinde bulunduğumuz süreç, aydınımızı şekillendiren bir süreçtir. Bu nedenle algı yönetimini iyi yapabilmek ve ne dediğimizden ziyade, nasıl anlaşıldığımız üzerinde durup, kafamızı bunlara yormalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Konu bağlamında biraz da yeni anayasa çalışmaları üzerine bir kaç cümle sarf etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözüm fikrini, sadece önümüzdeki sorunlar üzerine değil, geleceği de öngörerek oluşturmalıyız. Hazırlık çalışmalarına başladığımız yeni anayasaya biraz da bu gözle bakmalıyız. Bugünün sorunlarını çözelim derken, yarının sorunlarını yaratmamalıyız. Ülkemiz bu tecrübeyi dört sefer yaşadı. Bu tecrübeler ışığında beşinci anayasamızı hazırlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaptığımız bu çalışmanın bir hedefi vardır; o da kendiyle barışık bir toplum meydana getirmektir. İç barışımızı tesis etmemiz, siyasi istikrarı devam ettirecektir. O takdirde ekonomik gelişmemiz süreklilik kazancaktır. O yüzden yeni anayasayı milletin devletiyle, devletin milletiyle barışık olduğu bir eksene oturtmalıyız. Bunun için yürürlükteki anayasanın buyurgan dilinden kurtulalım istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada her ne kadar 73 milyonluk bir Türkiye adına konuşuyor olsak da, sözlerimizin ve işlerimizin etki alanının çok geniş olduğunu biliyoruz. Dünyada milyonlarca insanın gözü bizim üzerimizde. Bu bilinçle işlerimizi yürütüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler hem onlara örnek olmak, hem de bize ümit bağlayanların ümitlerini boşa çıkartmamak zorundayız. Hazırladığımız Anayasa, büyüyen Türkiye’nin anayasası olmak zorundadır. Dünyadaki mağlupların, mazlumların, mağdurların Türkiye’den başka istikamet alacakları devlet, bizden başka “imdat” çağrısı yapacakları millet yoktur. Nasıl ki, 19. Yüzyıl, devletimizin en uzun yüzyılı idiyse, 21. Yüzyıl da devletimizin en kısa yüzyılı olsun istiyoruz. Bu yüzyılı yeniden taçlandıralım.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılını eşik kabul ederek, dünyadaki egemenlik mücadelesinde bütün fertleriyle yer alacak bir Türkiye meydana getirmeye çalışalım. İçinden geçtiğimiz zaman tüneli bize bu konuda tarihsel fırsatlar sunuyor. Rütbe-i aklımızı eserimizle gösterelim ve bu fırsatı iyi değerlendirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Vaktiyle Ziya Paşa,</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm<br />
Dolaştım mülk-ü islamı bütün viraneler gördüm”</em></p>
<p style="text-align: justify;">dizelerini kaleme almıştı. Yeni Ziya Paşalar yaratalım ama onlara bir daha bu dizeleri yazdırmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Eğer yeniden yücelmemiz söz konusu olacaksa, bunun kaynağı siyaset değil, düşünce hayatıdır. Siyaset, ekonomi için, askeri doktrinler için, kentleşme için, turizm için, sağlık hizmetleri için uygun ortam yaratma potansiyeline sahiptir. Ama siyaset birleştirdiği kadar, ayrıştırır da. Siyasetin yön verdiği bir toplum olmaktan çok, siyasete yön veren bir toplum olmalıyız. Milli varlığımızı ve kültürel kimliğimizi </em><em>yeni bir medeniyet tasavvuru yaratarak sürdürebileceğimizi kabul etmek zorundayız. </em><em>Kendi kültür kaynaklarımızdan beslendiğimiz takdirde, siyasi iktidarların erişemeyecekleri hedeflere, toplum olarak çok daha hızlı erişiriz. Bu konuda esas görev, düşünce insanlarımızındır. Aydınlarımız, yazarlarımız, sivil toplum önderlerimiz, grup liderlerimiz, sanatçılarımız, bu sorumluluğun bilincinde olmak zorundadırlar. Çünkü, medeniyet düşünen, yazan, çizen ve zihinleri işleyen sanatçıların, aydınların işidir. Eğer bu silkelenmeyi gerçekleştirebilirsek, yeniden yücelmemiz kaçınılmaz olacaktır.”</em><em></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbul-turkocagi.org/t-b-m-m-baskani-sayin-cemil-cicekin-buyuk-turkiyeye-dogru-3-sempozyumunda-yapmis-oldugu-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

