İftarlar        İftar        Hoşgeldin Ramazan!        
   
Bağlantılar
  Genel Merkez
  Tarihçemiz
  Tüzüğümüz
  Yayınlarımız
  Türk Yurdu Dergisi

Son Yazılar
  İftarlar
  İftar
  Hoşgeldin Ramazan!
  Esas Tehlikenin Kaynağı ve Mahiyeti
  Basın Açıklaması
  Türk Ocağı Duası
  2023 Türkiye
  2023 Türkiye'si Sempozyumu Birincisi Makale

Arşivden

Gençlik Kollarından
  2023 Türkiye
  2023 TÜRKİYESİ Sempozyumu
  EĞİTİM-KÜLTÜR SEMİNERLERİ
  Gençlik Kollarından Eğitim-Kültür Seminerleri
  Edebiyat Sohbetleri

En Çok Okunanlar
  Kurslarımız
  2023 TÜRKİYESİ Sempozyumu
  SEMİNER PROGRAMI
  2009 Eylül - 2010 Haziran Sohbetleri
  Gençlik Kollarından Eğitim-Kültür Seminerleri
  SEMPOZYUM HAKKINDA
  EĞİTİM-KÜLTÜR SEMİNERLERİ
  Gençlik Kollarından Konferansa İştirak

Son Yazılar
  İftarlar
  İftar
  Hoşgeldin Ramazan!
  Esas Tehlikenin Kaynağı ve Mahiyeti
  Basın Açıklaması
  Türk Ocağı Duası
  2023 Türkiye
  2023 Türkiye'si Sempozyumu Birincisi Makale

Gençlik Kollarından
2023 Türkiye'si Sempozyumu Birincisi Makale
05-06-2010 15:45:00 ( 212 okunma )

ÖZ ÜLKÜ ÖZ ÜLKE

KAAN KARAMAN

2010 

Zifiri karanlıkta değiliz belki ama aydınlıkta olmadığımız da aşikârdır. Necip  milletimizin şu an derin bir uykuda olduğu kanaatindeyim. Yaklaşık 300 yıllık uykusundan uyanıp tekrar dünyaya adaletle hükmedeceği inancındayım.2023 yılını bu fikirlerle tasavvur ederken ülkemi meydana getiren unsurları ayrı ayrı ele alacağım. İşte 2023 yılında Türkiye:                                 

HUKUK SİSTEMİ:

             Türk devletinin hukuk sisteminin temelinde adalet vardır. Milletimizin karakterine, geleneklerine uygun olarak hazırlanmış bir adalet sistemi. Hukuk sistemimiz, yüz yıllardır şerefiyle dünya siyaset arenasında var olan Türk milletinin tecrübeleri doğrultusunda sosyal ve hukukî ihtiyaçlarımız çok iyi analiz edilerek hazırlanmıştır. Benim milletimin hukuk düzeni “ya çekiç olacaksın ya da örs olacaksın” anlayışından çok uzaktır. Mensubu olmakla övünç duyduğumuz milletimiz, insanın yeryüzünün en kutsal varlığı olduğunun bilinci içerisinde insana büyük değer vermiştir. İnsanın temel hak ve özgürlüğünü sisteminin merkezine yerleştirmiş, her anlamda kişinin hürriyetini sağlamıştır. Karakterinde olan demokrasiyi hiçbir batılı ülkenin gerisinde kalmayacak şekilde önemsemiş bir hukuk düzenimiz vardır.

            Türk milleti, adalete batının baktığı gibi bakmaz. Batı, bizi yaşatmak için adalet şuuruyla hareket ederken, Türk milleti ise “Adaleti yaşatmak için biz varız.” vakarıyla hareket eder. Biz batıdan farklı düşündüğümüz için hukuk sistemimiz onların hukuk sisteminden daha hukuk sistematiğinin fikriyatında farklılaşmıştır. Bu farkı yaratarak destanlaşanlara selam olsun.

            Kanunlarımız, mevkisi ve fikri ne olursa olsun yalnız yaptıklarını dikkate alarak vatandaşlarımıza eşit şekilde uygulanır. Kanunlarımızın hükümleri hakkaniyet hükümlerini taşıyan bir ok misali kişi ayırt etmeksizin her bir vatandaşa aynı uzaklıktadır. Allah’a şükürler olsun ki; bizim kanunlarımız büyük sineklerin geçtiği küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı değildir. Allah’ın izniyle de kanunlarımızı yapanların üzerinde bir karış ot bitse de bu şuur değişmeyecektir.

            Hukukun hangi dalı olursa olsun başka bir ülkenin hukuk sistemini alıp uygulamanın bu millete büyük zarar vereceği fikrindeyiz. Bir ülke için son derece faydalı olan hukuk düzeni, aynı şekilde tatbik edildiği zaman diğer ülke için son derece zararlı olabilir. Bir başka ülkenin hukuk düzenine hayranlık duyup onu kendi ülkelerinde aynen uygulamaya çalışmak, kan grubu aynı olmayan başka bir kişiden kan nakli yapmaktan milletimizin nezdinde farksızdır. İşte, kutlu milletimizin hukuk düzeni bu gerçekleri bilerek Türk milleti tarafından Türk milleti için hazırlanmıştır.

           Benim öz yurdumdaki hukukî kurallarım,  hiçbir ırk, zihniyet ve mevki farkı gütmeksizin bütün vatandaşlarıma eşit bir şekilde uygulanır. Hukuk sistemimiz milletimizin kimliğine uygun olarak milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda günün hukuki imkânları ölçüsünde en adil, en özgürlükçü ve en faydalı hukuk sistemi hedeflenerek hazırlanmıştır. Bu sistemin temelinde yatan fikriyatta; haktan, adaletten ve doğruluktan başka bir şey bulunmaz.

MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİ:

            “Bilgisiz kişinin gönlü kumsal gibidir; nehir aksa dolmaz, orada ot ve yem bitmez.” Evet, ecdadım Yusuf Has Hacip böyle diyor. Cahilliği böyle izah ediyor. Ecdadım Kaşgarlı Mahmud da bu şuurdadır, Abdülhamit Han da, Mustafa Kemal Atatürk de. Evet, bir millî eğitim sistemi düşünün, düşünün ki o milli eğitim sistemi o ülkenin çocuklarının kalbine, o vatanın evlatlarının beynine bu düsturu yerleştirmeyi kendine hedef ediniyor. Şükürler olsun ki, bu Türkiye Devleti’nin eğitim politikasıdır.

            Devlet-i ebedî müddet için her manada kendini yetiştirmiş nesiller yetiştirmenin şart olduğunu bilen devletimiz eğitim sistemimize büyük önem vermiştir. Devletimiz kendi tarihini çok iyi öğrenmiş, kendi kültürüyle yaşamayı vazife bilen, dünyadaki yaşananlara kayıtsız kalmayan, çağı doğru okuyup gereklerini yerine getirmeyi amaç edinen, dalında donanımlı nesiller yetiştirmeyi amaç edinen nesiller yetiştirmeyi kendisine başlıca hedef olarak koymuştur.

            Eğitim sistemimiz Türk-İslam kültürüyle yoğrulmuş, Türk-İslam medeniyetine bağlı ve dünyadaki bütün gelişmeleri yakından takip eder durumdadır.

            İyi bir eğitim için son derece iyi yetişmiş öğretmenleri ve teknolojik imkânlarla desteklenmiş yeterli sayıdaki kaynakları sağlayan devletimiz geleceğe çok büyük bir yatırım yapmaktadır.

            DİL DAVASI: Bir milletin diliyle düşündüğünün çok iyi farkında olan devletimizin eğitim dili Türkçedir. Türkçemizle eğitim verilirken öğrencinin dalına göre belli bir yaştan itibaren yarının teminatı olan çocuklarımıza gerekli olan yabancı dil hangisi ise büyük bir özenle verilir. Devletimiz artık farkındadır ki; her çocuğa aynı düzeyde, diğer dersler rafa kaldırılarak verilecek yabancı dil eğitimiyle ancak acente kafalı insanlar yetişir. Türk dilini çok iyi öğretip çok kaliteli bir yabancı dil eğitimi veren devletimiz, son derece takdire şayan bir dil davası gütmektedir.

            Devletimiz, dil davası konusunda ne pazardan meyve alır gibi rast gele yabancı kelime devşirme davasındadır ne de katliam yapar gibi dilde “kelime temizliği” yapmaktadır. Devletimiz bilir ki; doğru şekilde var olmuş her kelime bir zenginliktir. Anamızın dilinde yaşayan her kelime hangi dilden gelirse gelsin artık Türkçedir. İngiliz bir atasözü der ki; “Bahtiyardır o İngilizce ki, içinde birçok yabancı kökenli kelime barındırır.” O yabancı kökenli kelimeler bugün İngiliz dilinin bir parçasıdır. Şimdi bizde bugün dilimizin bir parçası olan yabancı kökenli kelimelerden rahatsızlık duymuyoruz. Çünkü şu gerçekleri biliyoruz: Divan-ı Lûgatüt Türk’te sekiz bin altı yüz yirmi dört kelime varken, 11.yüzyılda İngilizlerin sözlüğünde üç bin küsur kelime bulunuyordu. Ali Şiir Nevai’nin dilinde yirmi dört bin kelime varken, İngilizlerin bütün çocuklarına ezberlettikleri Shakspeare’in dilinde yirmi iki bin kelime bulunuyordu. Yıl 2005 olduğunda ise; bizim sözlüğümüzde yüz dört bin dört yüz seksen bir kelime İngilizlerin büyük sözlüğünde üç yüz binden fazla kelime bulunmaktaydı. Bu üzüntü verici tablonun oluşmasının sebeplerini irdelersek göreceğiz ki, İngilizler Shakspeare’i çocuklarının zihnine kazırken biz çocuklarımıza Ali Şiir Nevaileri, Kaşgarlı Mahmudları daha anlatmamıştık. İngilizler Shakspeare okurken biz maalesef o şanlı ceddimizi okuyamıyor ve onları anlayamıyorduk. Bugün devletimiz geçmişin acı muhasebesini yapmış ve tatlı sonuçlar elde etmeye başlamıştır.

            Dil politikamız, bugün açık olarak üç şeye düşmanlık etmektedir: Türkçesi varken yabancı kelime kullanma ve devşirme hastalığına, ölü kelimeleri diriltme rüyasına ve uydurma kelime saçmalığına. Dilimizde “-çe”, “-ça” eki gibi manasında kullanılır. Türkçeyi de bu manada düşünmeliyiz. Kendi öz dilinde karşılığı varken yabancı kelime ile konuşma ve yabancı kelime devşirme hastalığına Devletimiz neşter vurmuş bulunuyor. Mademki bir millet diliyle hisseder, mademki bağımsız bir millet dilini de yabancı dilleri boyunduruğundan kurtarmak zorunda ve devlet de her alanda milletin bağımsızlığını sağlamalıdır, o halde çok yerinde bir uygulama içindeyiz. Ölü kelimeleri diriltme rüyası da boş bir hayaldir. Çünkü dil canlı bir varlıktır. Bu hareketin taraftarları iyi bir niyetle hareket etmiş olabilir, ama yersiz bir hareket içindelerdir. Ölen insanı diriltme çabalarına benzer bir çaba içine girmeyen dilcilerimize minnettarız. Devletimiz güzel dilimizi uydurma kelimelerin çirkinliğinden kurtarmaya kararlıdır. Bugün ülkemizin bütün dilcileri uydurma kelimelere karşı ortak bir tavır içindedir. Türkçemizi “sala bindirip sele vermek” isteyenlere karşı Türkçemiz bugün önemli gelişmeler kat etmiştir. Artık kesin zaferin ilânı için milletimizin de bu uydurma kelimeleri dilinden atması beklenmektedir.

            Dil konusunda millî gayemiz olan Türk dilinde birlik sağlama konusunda bugün çok büyük adımlar atmış bulunmaktayız. Yıllar önce dil birliği gayemizi Mustafa Kemal Atatürk şöyle ifade ediyordu:“Bir gün Kaşgar’da çıkan bir dergiyi İstanbul’daki bir Türk okuyabilecektir.” Türk milletinin bu büyük ülküsünü bilen ve bundan korkan Stalin, Türk dil birliğini ilk olarak 7 Ağustos 1925’te Azerbaycan’da bozmuştur. Azerbaycan’ı Türkmenistan Karakalpak, Kırgızistan ve Kırım izlemiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1928’de Türkiye’yi Latin alfabesine geçirmesi ile Stalin’in planları kısa süreliğine bozulsa da Stalin, Türk Cumhuriyetlerine Kiril alfabesini zorunlu tutarak dil birliğimizi paramparça etmiştir. Sovyetler, Türk birliğinden çok korkuyordu. Türk birliğine giden yolun dil birliğinden geçtiğini bilen Sovyetler, dil birliğimizle birlikte insanımızı da katletmiştir. 1934-1935 yılları arasında iki yüz bin Türk’e akla hayale gelmeyecek zulmü yaparken de 1937-1938 yılları arsında yüz kırk bin Türk aydınını katlederken de aynı emelin kovalayıcısıydı. Ey bu millet için, ey Türklük için canını kanını veren ceddim, mekânın cennet olsun! İşte, o ayağı öpülecek ceddimin gayesinde bugün mutlu sona ulaşmak üzereyiz. Türk devletleri bugün ortak bir alfabe kullanıyor. Yakın bir zaman içinde Rabbimin izni Türk milletinin çabaları ile dil birliğimiz sağlanacaktır. Gerek Batı Türkistan’da gerekse Doğu Türkistan’da epeyce bir vakittir çok güçlü bir seda yükseliyor: Türklüğün bir ili var. Yalnız bir dili var. Başka bir dili var diyenin başka bir emeli var.

            TARİH DERSİ: Eğitim sistemimizin mihenk taşlarından biri de ebette ki, milletimizin bugününe ışık tutan, milletimizin bekası için bilinmesi değil, çok iyi bilinmesi için şart olan, varlık sebebimizin beyannamesi olan tarihtir. Millî tarihimiz, dünya tarihi ve medeniyetler tarihi. Bugün yabancı kaynakların veya misyoner kafalıların yazmış olduğu tarih kitaplarını okutmuyoruz çocuklarımıza, bugün ruhsuz ve gayesiz tarih göstermiyoruz evlatlarımıza. Ecdadını ve onların hangi uğurda neleri, nasıl ve niçin yaptığını öğreniyorlar. Atalarının destansı vakarlarını öğreniyorlar, doğru ve tam yaptıklarını öğreniyorlar yıllar sonra daha iyisini kendileri de yapmak için, bir de ecdadının eksik yaptıklarını yanlış yaptıklarını öğreniyorlar bir daha asla yapmamak için. Türk çocuklarına bugün yalnız Çanakkale anlatılmıyor, yalnız Malazgirt veya yalnız ona Pasinler de anlatılmıyor. Bugün Allah’a hamd u senalar olsun. Çocuklarımıza Kerkük’ü de anlatıyoruz, Kazan’ı da Kaşgar’ı da Göktepe’yi de. Bugün Kudüs denilince de Karabağ denilince Urumçi denilince evlatlarımızın yüreği sızlamaktadır. Rabbim yüreğimize yeni sızı ekletmesin. Çocuklarımız biliyor ki, Akif’teki ruhla Mahdum Guli’deki ruh farklı değil. Onun kalbinde Gazneli Mahmud da büyük yer tutar, Mehmet Emin Buğra da, Süleyman Şah da. Osman Batur’a da sevdalıdır benim çocuğum, Resulzade’ye de, Enver Paşa’ya da. Tarih kitapları Türk’ün başbuğlarını sayarken Mete’yi de, sayar Attila’yı da, Alparslan’ı da, Fatih’i de Abdulhamid’i de Atatürk’ü de.  Çünkü tarih kitaplarımız artık Abdulhamid’i överken Namık kemal’i yok saymaz. Atatürk’ü överken Şehit Enver Paşa’yı da övmekten geri durmayan bir anlayışa sahibiz bugün. Çünkü tarihi o günkü şartları ile objektif olarak okumayı bugün öğrenmiş bulunuyoruz.

            Türk tarihini milletimize anlatan Türkiye Devleti, dünya tarihi ve medeniyetler tarihini de çocuklarımıza anlatıyor. Çünkü yalnız kendini bilip başkasını bilmeyen kendi dünyasında yaşayan bir ülke olma niyetinde değiliz. Kendi geçmişimizin yanında önce dünyanın önde gelen devletlerini sonra komşu ülkelerimizin tarihini ve nihayet geçmişte dünya üzerinde hükümdarlık sürmüş devletleri öğretiyoruz çocuklarımıza.

            Türkiye Devleti, düşmanlarımızı korkutacak derecede tarih dersine ve tarih şuuruna önem vermektedir. Çünkü devletimize su kaynağının yanındaki verimli toprak misali bir zihniyet egemendir.

            DİN EĞİTİMİ: İslâm iman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük huzur bilen kutlu milletim okulda devlet tarafından bilinçli ve manevî bir din eğitimine tabi tutulmuştur. Çocuğun yaşı dikkate alınarak hazırlanan din eğitimi yarınımızın teminatı konumundadır. İnançlı, ahlâklı, hoşgörülü ve merhametli bireyler yetiştirmenin bu millet için vazgeçilmez değeri anlaşılmış, tatbikatı ise gerçekleşmiştir. Rahmeti Rahman’a âşık olmuş bir milletin, şefkati ve kardeşliği bilen bir cemiyet için kendi içinde ne gibi sorunlar olabilir sorusunu sormuş ve cevabını almıştır devletimiz. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden yakın vakte kadar devam eden tefrika tohumlarını inancımızla ve iman birliğimizle yok ettiğimizi bugün kim inkâr edebilir. Çanakkale’yi, İstiklâl Savaşı’nı yaşamış bu millet artık gerçekleri çok kuvvetli bir şekilde hatırında tutmaktadır. İnanan bir insan yetiştirmenin çalışkan, namuslu, rüşvet yemeyen, çalmayan, yobazlık ve gericiliği zihninde barındırmayan bir insan yetiştirmekle eş değer olduğunu anlamışızdır. Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “Her fert dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası da okuldur.” Selam olsun Türk’ün kutlu başbuğuna ve milletimize hizmet eden herkese.

           

Matematikte, fizikte, geometride, edebiyatta, tarihte, coğrafyada eğitim sistemimiz aynı hedef doğrultusunda yürümektedir: Dünyanın, alanlarında en iyilerini yetiştirmek. Çünkü lider olmak için her alanda liderlerin olmalıdır. Dünyanın en iyi ilim adamlarının Türk olması bugün bir hayal değildir. Görüntü odur ki, yağmuru barındıran bulutlar toplanmaya başlamıştır.

            Eğitim politikamız, inançlı vatanına ve onun her unsuruna sevdalı, kültürünü bilen ve yaşayan, çağın gerektirdiklerini çok iyi okuyan ve bu doğrultuda hareket eden işinin gereklerini öğrenmiş öğretmenler doktorlar siyasetçiler yetiştirmek üzerine kurulmuştur.

Çocuklarına çalışmayı ibadet ve refah sebebi, tembelliği ve miskinliği acizliğin zirvesi ve fakirlik sebebi olarak anlatan bir eğitim sistemimiz vardır. Yani güzel bütün sıfatları bu millete haiz kılmayı kendine ülkü edinmiş bir eğitim sistemimiz vardır.

            EKONOMİ POLİTİKAMIZ:

Şüphe götürmez bir gerçektir ki, halkı asgarî, maddî refaha ulaşmamış devletlerin huzur içinde yaşaması yalnız hayallerde mümkündür. Yine şüphe götürmez bir gerçektir ki, vasat bir ekonomik özgürlüğe ulaşamamış ülkelerin siyasi olarak tam bağımsızlığa ulaşması mümkün değildir. Ve elbette yüksek ekonomik güce sahip olmayanların dünya düzenine söyleyeceği ve yapacağı şeyler çok tesirli olamaz. İşte, bu gerçekleri bilen ekonomistlerin hazırladığı bir ekonomi sistemimiz vardır. Ekonomik programlarımızı küresel güçlerin değil millî zenginliğimiz doğrultusunda hazırlıyoruz. Artık ürettiğimizden fazlasını tüketmiyoruz. Madenlerimizi kendimiz çıkarıp kendimiz işliyor, milletimiz için ekip milletimiz için işleyip kârımız doğrultusunda satıyor, ithalatımızı çıkarlarımız doğrultusunda yapıyor, faizin öldürücü etkisinden uzak duruyor, ülkenin her bir yanına istihdam alanları açıp devlet olarak mal sahibini değil üreteni destekliyoruz. En zenginlere değil en çok üretenleri ön planda tutup üretenlere sahip çıkıyoruz. Ağır sanayi de büyük başarılar elde ediyoruz. Kendi telefonumuzu, kendi televizyonumuzu, kendi abramızı, gemimizi uçağımızı üretmek için çok büyük paralar çok büyük zamanlar harcıyoruz. Bu davayı çok önemsiyoruz. Bu davada kalıcı zaferler elde edene kadar yavaşlamak şöyle dursun, hızlanmamayı milletimize ihanet sayıyoruz.  Bugünü kurtarmak için değil yarını kazanmak için çabalıyor, kazanmadığımızı harcamıyoruz. Kimsenin ödeyemeyeceği kadar borçlanmasına müsamaha göstermiyoruz. “Bankaların sömürücü düzeni” bizim ülkemizde bugün için bir şey ifade etmiyor. Denk bütçeyi devlet olarak uygulama gayretinden taviz vermiyoruz.  

            Devletimiz işsizliği standart seviyelere indirmiş, ekonomik gelişmeler ve kalkınmalar yapmış. Devletimiz durmadan çalışmayı, durmadan üretmeyi millî davası haline getirmiştir. Yüzyıllarca maddeye dürbünün arkasından bakmış bu millet, maddeye hükmetme aşamasına gelmektedir. Yarın için hedefimiz bugünden çok daha iyisidir.

           

ORDU:

 Gösteremezsiniz bana dünyada ordusu güçlü olmadan dünyada söz sahibi olmuş tek bir ülke. Ülkelerin orduları çok önemlidir. Hele mevzubahis Türk ordusuysa ordu çok daha önemlidir. Çünkü bu milletin ordusu tarih boyunca dünyanın en mükemmel ordularından olmuştur. El-Cahiz de hayrandır Türk ordusuna Ali bin Abbas da,  sürekli Türk ordusu gibi bir ordu hayal eden Napolyon da. Tek düşüncesi Türk milletinin ebedî refahı olan Türk ordusu artık Mete’den bu yana kıskanılacak kuvvet ve disiplininde olan kara ordusunu daha güçlendirip deniz ve hava kuvvetlerini de bu seviyeye çekme gayretindedir. İnsan gücünün yanına çok kuvvetli teknolojik silahlar koyma çabasında olan Türk milleti için ordunun gelişmesinde tek sınır ancak ülke ekonomisi olabilir. Bu mevzuda dünyanın en güçlü ordusu olmamız bile bizi tatmin etmeyecektir. Çünkü bu ordu güçlü olmadan ne Türk dünyası güvende olabilir ne de İslam coğrafyası. Bu ordu “sulh için daima cenge hazır ol” hadis-i şerifini beynine ve ruhuna çok iyi kazımış durumdadır. Mazlumun güven duyduğu zalimin koktuğu bir ordu hedefinde durmadan çalışmaktayız.

            MİLLETİMİZ:

 Bütün davamızın asli cevheri milletimizdir. Yukarıda bahsi geçen her ganimetin Rabbimden aşağı kaynağı necip Türk milletidir. Vatanımızın bütün unsurları bir değerli taş ise milletimiz o taşları bağrında barındıran bir değerli taşlar koleksiyonu.

            Bir millet düşünün; yaşamını Allah’ın emir ve yasaklarına göre belirlemiş, bir millet düşünün;  kendi öz kültürüyle yaşayıp milli şuuruyla hareket etmeyi kendine şart koşmuş. Bir millet düşünün, düşünün ruhunu ihlâs, fedakârlık, merhamet ve aşk kaplamış, sahip olduğu yüksek manayı hatırlamış ve bu manayla maddeye hükmetmesini öğrenmiş, çalışmadığı an içinden kahrolan bir millet. Evet, hayal et Avrupa, hayal et Afrika, hayal et Amerika, Kutuplar Okyanusya sen de hayal et durma! Yahut dünya zor geldiyse hayal etmek, hayal etmeyi bırak işte, o vakit milletimin ülküsünü bil. Bu söylediklerim Türk milletinin hedefidir.

            Dünyayı kendisine zindan ediyor. İnsanımız mesai saatinde çalışmadıysa eğer, düşünmüyorsa eğer o gün boğazından geçeni hak ettiğini işte, o vakit dünyayı kendisine zindan ediyor. Hastanelere gidiyorsun; doktor işini yapıyor, hemşire işini yapıyor, hasta bakıcı işini yapıyor. Okulu da öyle, meclisi de, adliyesi de, fabrikası da.  Çünkü milletimizin zihinde şu ayet-i kerime: “Hakikaten sizin için kendi çalıştığınızdan başkası yoktur.”

            Karanlık sokaklar düşünün; aydınlık haliyle kıyaslanmayacak kadar sessiz ve boş. Caddeler düşünün; gün ağarmadan uyanmış. İnsanlar düşünün; otlar, böcekler, irkilmeden işe koyulmuş. Dünyaya Jean Jack Rousseau’nun penceresinden bakanlar, yani tefekkür halinin tabiata aykırı olduğunu düşünenler, sen düşünmekten korkarsın bilirim, bakmaktan da mı korkarsın? Benim ülkeme baksana!

            Sohbet ediyor insanım mecliste, divanda, çardakta;  kötü söze, dedikoduya, riaya rastlamak son derece güç. Gelince yan yana iki meslektaş işlerinden konuşuyorlar, konuşmalarını ne futbol kaplıyor ne gıybet. Dinleyin onları bak Diyarbakır’da konu Hz. İbrahim, Ankara’da Nizamü’l Mülk, bak Enver Paşadan bahsediliyor Ağrı da. Duyuyor musun?  İzmir’de İmam Rabbani, Şırnak’ta Mustafa kemal sesleri çınlıyor. Adana da Edison’dan Bursa’da da Abraham Lincoln’dan bahsedenler de var.

            Baba evde konuşurken eşiyle çocuğuyla ses düzeyi hep huzur vericidir. Aile birbirine karşı hep sevgi dolu daima saygılıdır. Büyükler atasını hayırla yâd ediyor. Evde anne deyince cennet, baba deyince Allah’ın rızası gelir akla. Sofraya aile büyüğü oturmadan kimse oturmuyor. Sonra eller göğe yükseliyor: dua huzur için, dua devlet için, dua millet için, dua onların nimetlerine ulaşamayanlar için. Sonra evde ya güzel bir televizyon programına bakılıyor ya da kitaplar açılıyor. Vakit geç olmadan yatılıyor. Evde bir aile yapısı tepeden tırnağa Müslüman Türk gibi: sade, vakarlı, bereketli ve sevgi doludur.

            Bir sevda vardır tertemiz yüreklerde: Millete dair, bayrağa dair, vatana dair. Bu sevdadan Üsküp’te yaşayıp da kaderin cilvesiyle kardeşlerinden ayrı düşenler de nasiplenir, Daşoğuz da yüzlerini daha önce görmedikleri kardeşleri de. Ne Urumçi unutulur bu sevda da ne Kazan ne Aşkabat. Sonra hatıra bazı vakit Hocalı gelir de gözyaşı başlar, sonra Kerkük gelir hatıra Bosna da katılır gözyaşına Kudüs de. Siyasetçilerim vardır Karabağ meselesini çözmeye kararlı, bu siyasetçilerin yeminleri vardır bir daha benim kardeşime kalkarsa zalimin eli, bir daha göz dikerse biri benim kardeşlerimin bayrağına diye başlayan ve devam eden. Yasinler okunur ülkemde İsa Yusuf Alptekin’e Türkmenbaşı’na Aliya’ya.

            Mukaddes canını vatanın mukaddesiyatı yanında hiçe sayabilecek bir ruh hâkimdir bu millete. Topraklarımıza ekilen tefrika tohumlarını milletimiz anlamıştır. Kimse benim kardeşimle aramı açamaz şuurundayızdır artık. “Kardeşim benim hakkımda kötü düşünse de ben onun hakkında kötü düşünmeyeceğim, o beni sevmese de ben onu çok seveceğim, bizi birbirimize düşürmek isteyenlere karşı başaramayacaksınız” demekten bir an bile geri kalmayacağım diyecek ve bu düsturu yaymaya çalışacak kadar vakarlıdır milletimiz.

            Türk milleti yüzyıllardır uyuduğu uykusundan uyanmıştır. Titremiş ve kendine gelmiştir. Devletimiz dünya düzenine söyleyeceklerinin hazırlıkları içindeyken millet olarak bizde ülkülerimizin peşinden yürümeye başlamışızdır. Bu kutlu davada yürüyenlere selam olsun.


Başlık
 Basın Açıklaması  2023 Türkiye
 2023 Türkiye  "KURTULUŞ SAVAŞIMIZ VE KAZIM KARABEKİR PAŞA" TİMSAL KARABEKİR İLE SÖYLEŞİ
 SEMİNER PROGRAMI  Gençlik Kollarından Eğitim-Kültür Seminerleri
 Edebiyat Sohbetleri  Ortaöğretim Masası
 Gençlik Kollarından Konferansa İştirak  SEMPOZYUM HAKKINDA
 2023 TÜRKİYESİ Sempozyumu  EĞİTİM-KÜLTÜR SEMİNERLERİ
Cuma Sohbetleri
  2009 Eylül - 2010 Haziran Sohbetleri

Son Yazılar
  İftarlar
  İftar
  Hoşgeldin Ramazan!
  Esas Tehlikenin Kaynağı ve Mahiyeti
  Basın Açıklaması
  Türk Ocağı Duası
  2023 Türkiye
  2023 Türkiye'si Sempozyumu Birincisi Makale

Kitap Tanıtımı
  Milliyetçilikte Yeni Arayışlar
  Türkistan Türkistan
  Kazakistan
  ZİYA GÖKALP
  Bu Toprağın Sesi

Gelecek Etkinlikler
  Yemen Konferansı ve Yemen Türküleri Konseri
  2023 Türkiye
  Liseler Arası Kompozisyon Yarışması
  Geleneksel 10. Bilgi Yarışması
  İftar

Kurslar
  Kurslarımız